O bir ucubedir; en büyük "philologie - elsine" mütehassıslarının en mükemmel bir lisan olarak kabul ettikleri Türkçeyi tedris ve tahsil edilmez hatta anlaşılamaz bir şekle sokmuştur.
"(...) Madde ile mânâyı birleştirip kıyamete kadar ayakta duracak hilafet timsali bir mabet hayal etmedeyiz. Yalnızca bedenle ruhun değil bu dünya ile ahiretin arasında gerili duracak, içine girenleri kutsala götürecek bir merhale... Mihrabıyla maddeyi öte dünyaya doğru zorlayacak bir mekândan söz ediyorum. Kapısında ayakkabısını çıkarıp içeri girenler dünyayı ve gündelik hayatı geride bıraksınlar istiyorum. Dışarıdan bakanların görecekleri, kat kat yücelik ve erişilmezlik olmalı, Allah'a yükselişe kapı açmalı. Hayal ediniz: okunacak ezanlar, varılacak rüku ve secdeler, Kur'ân tilavetleri, tesbih ve tehlillerle cemaatin nefeslerini, iç çekişlerini şimdiden hayal ediniz. Hayal ederseniz hissetmeye de başlarsınız. Başların secdeye vardığı anlarda halılara birer ikişer dökülen gözyaşlarını da hayal ediniz, ta ki meleklerin muhayyel kanat seslerini işitebilesiniz... Mabedimiz İstanbul'un, Osmanlı'nın, hilafetin kalbi olacak. Öyle bir kalp ki bakışları ve niyetleri yönlendiren, nabızları sekteye uğratan, sevgileri taşıyan, aşkları yüklenen, kötülükleri eriten, iyilikleri çoğaltan bütün kalpler onunla birlikte çarpacak, kıyamet ömürlü devletimiz ve mümin tabiatlı milletimiz o kalple yaşayacaktır..."