Daha önceki "romantik" kuşaktan bir genç kız tanımıştım; bir erkeği birkaç yıl esrarlı bir tutkuyla sevdikten sonra, onunla pekala evlenebilecekken nedense kendi kendine birtakım aşılmaz engeller uydurarak sonunda, kişisel kaprislerinden, sırf Shakespeare'in Ofelia'sına benzemek için fırtınalı bir gecede kendini yüksek bir kayanın tepesinden oldukça derin, akıntılı bir ırmağa atıp canına kıymıştı. Öyle ki, çok önceden beğenip seçtiği bu kayanın görünümü öylesine güzel olmasaydı da, onun yerine dümdüz, basit bir sahil olsaydı belki de intihar etmezdi.
Boşuna heveslenmemekte yarar var, insanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu böyledir. Herkesin derdi kendine, dünyanınki de hepimize.
(...)dostluk dediğiniz yüceltilmiş kavram da, gerçekte iki kişinin içlerini, içlerindeki bulaşık sularını karşılıklı birbirlerine dökmelerinden başka bir şey değildir.