ve son olarak en büyük talihsizliklerde bile olsa, kimsenin kimseyi gerçekten düşünecek hali kalmamıştı. çünkü birisini gerçekten düşünmek; başka hiçbir şeyle, ne temizlik, ne uçan sinek, ne yemekler, ne kaşıntılar, hiçbir şeyle ilgilenmeden onu her dakika düşünmektir. ama sinekler ve kaşıntılar hep vardır. işte bu nedenle yaşamak zordur. onlar bunu iyi bilirler.
şunu belirtmek gerekir, veba sevme gücünü ve hatta dostluk duygusunu herkesin elinden almıştı. çünkü aşkın biraz olsun geleceğe gereksinimi vardır ve bizler için kısa anlardan başka bir şey yoktu artık.
ayın parladığı göğün altında, üzerine tek bir ağaç gölgesi düşmeyen, ne gezinen birisinin ayak sesi ne de bir köpek bağırtısının duyulduğu kentin beyazımsı duvarları ve düz çizgi halinde uzanan sokakları sıra sıra duruyordu. o zaman büyük, sessiz kent kımıltısız ve kocaman küp şeklinde bir yığından başka bir şeye benzemiyordu; bu yığının arasında, unutulup gitmiş hayırsever kişilere ya da sonsuza dek bronzun içinde sıkışıp kalmış eski büyük adamlara ait sessiz sedasız duran anıtlar, taştan ya da demirden yapay suratlarıyla, bir zamanlar insanın ne olduğuna ilişkin artık değerden düşmüş bir görüntü uyandırmaya çalışıyorlardı kendi kendilerine. bu vasat putlar koyu bir göğün altında yaşamdan yoksun köşe başlarında taht kurmuşlardı, bu duyarsız kaba biçimler içine girdiğimiz durağan evreni ya da en azından bu evrenin son durumunu, vebanın taşın ve gecenin sonunda her sesi susturacağı bir mezarlığın düzenini simgeliyordu.