Bazı kavuşmalar vardır ki araya uzun süreli ayrılıklar veyahut binlerce kilometreler girse de tek bir bakış tüm kayıp zamanı yok etmeye yeter. Çünkü söze dökülmeyen cümleler gözlere yansır, kalbi yumuşatır. Kayıp ve ayrı geçen yılların ardından artık nihayet kavuşma zamanı, Bahar ve Ozan'ın aşklarını yaşama zamanı, Âşık ve Narin'in şevkle şakıyarak bu kavuşmaya şahit olmasının zamanı... Bahar'ın yüreğinde aşkı, omzunda keşkeleri ve pişmanlıkları var. Mahçup, yaralı ama onca yaşanmışlıktan sonra Şavşat'dan gelen eski Bahar benliğinde yok artık. Ne kadar sancılı bir süreçten geçerse geçsin, hayat her seferinde sillesini bir şamar gibi iz bırakarak gerçekleri vursa da yüzüne en başından beri sıkı sıkı tuttuğu kaleminin ve ders kitaplarının meyvesini alma gayesinde. Annesine verdiği bir söz var, tıpkı bir zamanlar en sevdiği manzara da bir göz odada çalışırken Ozan'a verdiği bir söz gibi; mezun olmak hem de dereceyle.
Çok kırıldı, çok yıprandı, çok incindi ama ayakları onu kalpten istese de yüzleşmekten korktuğu kişinin kapısına getirdi. Kalbine, Ozan'a. Ozan, kırgınlıklarına rağmen kavuşmanın heyecanı ile gözü ne sergiyi gördü ne de bir başkasını. Odağında yalnızca mavi saçlı yüzme bilmeyen gemisi, geriye kalan her şeyi boşverdi. Konuştukça, ertelenen hesaplaşma ve iç döküşler ortaya serildikçe Ozan fark etti ki yüzme bilmeyen gemi artık yüzüyor. Tahrip olsa da, arada batıp çıksa da yüzüyor. Vardığı liman kendi kalbi, rotası Ozan. Bahar ve Ozan hatta Âşık ve Narin kadar bu kavuşmayı okur da dört gözle bekledi, hasret sona erdi ama ayrı geçen yılların açlığı ve susuzluğunu dindirmek o kadar hızlı olmadı. Her iki tarafta değişti ama Ozan'ın benliğinde hala aynı kalan yönler var ve bu kararlar bana göre geminin su almasına sebep oluyor. Bu kitap serinin diğer kitapları gibi