Butimar, Pers mitolojisinde tatlı su içmeyen sadece deniz suyu ile beslenen ama denize aşık bir kuştur. Öyle ki her gün sahile gider, kanatlarını açar ve uçsuz bucaksız denizi seyre dalar. Susadığı zaman da denizin kuruyacağı korkusu ile tek bir yudum dahi içemez. Sadece izler karşılık bulamadığı yârini.
İstanbul'da psikiyatr olarak çalışan anlatıcımız, kendisine gelen bir hastasının ona bir mektup vermesiyle bizleri yıllar öncesi Erivan'ına götürür. Ancak bu uyku ve uyanıklık arasında geçen bir hikayedir. Ne kadarı gerçek ne kadarı rüya buna karar vermek bizlere kalmış.
Aşkına, Butimar'ına kavuşmak isteyen Yusuf, simya ile zengin olmayı umarken bu uğurda aşkını feda eder.
Rüya ve gerçek arasında o kadar ince bir çizgi var ki, yaşanan bazı olayların rüya, bazılarının gerçek olmasını diliyorsunuz.
Kitap sizlere biraz İskender Pala'yı, biraz İhsan Oktay Anar'ı anımsatacak okurken. Konu itibariyle çok güzel bir kitaptı. Ancak bazı yerlerinin fazla uzatıldığını düşünüyorum. Özellikle büyülü gerçekçilik çok fazla mı diye düşünmeden edemedim. Ama yine de Yusuf ve Butimar'ın aşkı, Behzad ile arkadaşlıkları, göç, sefalet, simya, hırs ve hazin son bu kadar iyi anlatılabilirdi.
Yusuf'un yaşadıkları aslında tüm insanlığın hikayesi. Gözünü para hırsı bürümüş insanın neler yapabileceği...