Modern insan; doğal bağların ailenin çözülüp gitmesinden dolayı yapayalnızdır. Özgürdür ama yalnızdır. Durkheim’da dediği gibi anomi içinde yaşarlar. Modern insan özgür bir birey olmayı umut etmiştir ama gerçekte oraya buraya çarpıp durmakta. Çünkü modern insan “yabancılaşma” hastalığına kapılmıştır. Örf, adetine, geleneğine, kültürüne yabancılaşmıştır.
Çağdaş toplumda insan, her şeyin satılık olması gerçeği üzerine kurulu. Yalnızca ticari mallar değil, sanat, kitaplar, kişiler, duygular, düşünceler kısacası insan bile birer metaya dönüştürülmüş durumda.
Ülke içinde, siyasal düşünceleri ve anlayışları ne olursa olsun, nefret ve umarsızlık hastalığına tutulmamış herkesin uzlaşmasına ihtiyacımız var.
İnsan sınırsız teknolojinin kapasitesi ile sarhoş olup çıktı. Makine, insanın amaçlarına hizmet etmek yerine, onun efendisi olup çıktı.
Modern insanda, “şeyler” dizginleri almış eline, kişiyi sürüp duruyor. Emerson’un ifadesiyle, “şeyler dizginleri almış eline, bizi dilediğince koşturuyordu.” İnsan yeniden dizginleri ele alırsa modern insanın bir geleceği olabilir.
(Kitaptan aldığım notlarımı birleştirerek özetle Fromm’un bizlere ne anlatmak istediğini incelememe kaydettim.)
Kısacası, insanın toplumu terk etmesi, toplumsal karaktere dönüşmemesi, insanlığın tüm boyutlarıyla deneyimlemesini elinden almasına vurgu yapıyor Fromm.
İnsan, kendisinin, ölümle biten geleceğinin, küçüklüğünün, güçsüzlüğünün bilincindedir; başkaları olarak başkalarının farkındadır; insan, doğadadır, düşüncesiyle doğayı aşsa bile doğanın yasalarına tabidir. İnanıyorum ki, kişi kendisini bütünüyle keşfedip başkalarıyla eşit olduğunu kavradığı ve onlarla kendisini özdeşleştirdiği zaman eşitlik hissedilir.
Abbe Pire’ın çok güzel ifade ettiği gibi: “Önemli olan husus, inananlar ile inanmayanlar arasındaki