Kitabı okurken sanki o anları Kinoyla yaşadım. Tüm o gelecek hayalleri, hırsları, zenginlik ve refah arayışlarıyla duygudaşlık kurdum. Aynı zamanda her satırda Kino’nun duyduğu türküleri ben de işittim. Önce usuldan incinin türküsü yükseldi, incinin türküsü ailenin türküsüne karıştı. Mutluluk ve umut dolu yarınlar daha parlak görünür oldu. Sonra kötülüğün ezgisi incinin ezgisi hariç tüm ezgileri bastırdı, bir kasırga misali her şeyi yıktı geçti. Tüm umutları, heyecanları önüne katıp götürdü. Mutluluk sanki hiç var olmamış gibiydi. En nihayetinde ise “İncinin ezgisi git gide hafifledi, bir fısıltıya dönüştü, sonra da yitip gitti.” (s.92)
İnci, Steinbeck’in kaleminden çıkan ve okuduğum ikinci kitap. Fareler ve İnsanlar kitabını okuyup bitirdiğimde de aynı iç burukluğunu yaşamıştım. Gazap Üzümleri ve Cennetin Doğusu da okuma listemde ama onları biraz bekletiyor gibiyim. Çünkü bende içten içe yazarın diğer kitapları da aynı şekilde bitecek olması korkusu hakim. Yine de başından sonuna kadar anlattığı her hikayeyle insanın iliklerine işleyip, ince ince kurguladığı her bir karakteriyle de insanoğlunun zaaflarını ve kusurlarını tüm çıplaklığıyla gösteren eşsiz bir yazar.
Okuyacak olanlara şimdiden iyi okumalar!