Dışarısı çirkinleştikçe, bir kaplumbağa gibi kapanmıştım sert kabuklu kendime. Ağırdı kendim, ezilmiştim. Ne kimseyi içeri almış, ne de dışarı çıkabilmiştim. Mahpus kalmıştım adına emniyet dediğim o müemmen sürgüne. Kendi kendime. Dünyaya karşı uyuşmuştum böyle böyle.
Başkalarının felaketi, rüzgara karışmış fısıltılardan kopup ete, kemiğe, bir çift göze bürünüvermiş, olanca ağırlığıyla karşıma dikilmişti. Ben de kendimin karşısına dikilmiştim o zaman. Gördüğüm şeyi hiç beğenmemiştim.