eğer kaygılıysam, bu, önce hiç belli olmuyordu. ne var ki, alacakaranlıkta, yorgun olduğum zamanlar, başım yana düşüyor, tüm ağırlığıyla bakışımın dünyanın üstüne çöktüğünü ve orada onunla karıştığını ya da içime girip yok olduğunu hissediyordum. sanırım bakışım benim mutlak yalnızlığımı biliyordu.
o zaman, insanların birbirlerine karşı duyuyorlarmış gibi görünen sevgisi yüreğimi parçalıyordu. geçerken selamlaşan, birbirine gülümseyen iki insan görürsem, dünyanın en uzak köşelerine kadar geriliyordum. iki dostun birbirlerine bakışları -ve kimi zaman karşılıklı konuşmaları- bunların her birinin yüreğinden çıkmış sevgi ışığının en etkili biçimde yayılmasıydı. çok tatlı bir ışıktı bu ve incelikle burulup saçak saçak olmuştu; eğrilmiş bir sevgi ışığıydı.