ben işsizim, o müteahhit. ben fakir bir aileden gelmişim, o zengin bir aileden. ama benim okumuşluğum varmış da onun yokmuş; kimin umurunda? o, işini biliyor, ben bilmiyorum.
mademki biliyor, yaşamak da onun hakkı. ben köylü cıgarası içemem; o isterse, viski içer; ben kahveye gidemem, o bara gider; ben tramvaya binemem, o otomobile biner; hakkı değil mi?
ah, biz küçük burjuvalar, ne sahte, ne yaldızdan ibaret insanlarız. her şeyimiz yalan. en küçük yalanı, düpedüz yalan söylediğimiz zaman söyleriz. ya söylemediklerimiz? korkunç.
homais, inanışlarının gerektirdiği gibi, rahipleri ölü kokusuna koşan kargalara benzetti.
bir din adamını görmek onun hiç hoşuna gitmiyordu, çünkü rahip cüppesi ona kefeni anımsatırdı; birinin verdiği dehşet yüzünden öbüründen nefret ederdi.