Yürüyorum, yürüyorum... Çamlığın içindeyim. Yürüdükçe yürüyorum. Benim resimlerde gördüğüm çamlıklardan büyük, çok daha büyük burası. Etrafımda sadece çam ağaçları varken ilerlediğimden bile emin olamıyorum. Şayet ağaçlar da bir şey yapmayacaksa, bir şey olmayacaksa yürümenin de pek anlamı yok. Olduğum yerde öylece durup bir ağaca dik dik baksam daha iyi olacak sanırım, bakalım ilk kim gülecek?
Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz... Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir arzuya eşlik ediyorsa, bazen onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş, kadere yazılmış, var olmaması, gerçekleşmemesi imkânsız bir şey gibi kabul edersiniz! Belki burada başka bir şeyler, önsezilerin bir bileşimi, olağandışı bir irade, kendi hayal gücüyle kendini zehirleme veya buna benzer bir şeyler söz konusudur... tam bilemiyorum, ama (hayatım boyunca unutamayacağım) o akşam bir mucize yaşadım. Gerçi matematikle açıklanabilir belki, yine de benim için hâlâ bir mucizedir. Peki bu kesin inanç nasıl bunca derin ve köklü bir biçimde yerleşmişti içime o zamanlar? Çünkü onu -bir daha söylüyorum- sıradan, gerçekleşmesi mümkün (veya mümkün olmayan) herhangi bir olay gibi değil, gerçekleşmemesi imkânsız bir şey olarak görüyordum!