"Doğa kendini sürekli olarak, en önce inorganik dünyanın mekanik ve kimyasal etkimelerinden bitkisel dünyaya ve bunun donuk öz hazzına, oradan da zekânın ve bilincin belirdiği ve şimdi zayıf başlangıçlardan adım adım hep daha yükseğe çıktığı, kendini insana dek yükselttiği hayvanlar alemine dek yükseltir; insan zekâsında doğa doruk noktasına ve üretiminin hedefine ulaşmıştır, yani ortaya koyabileceği en kusursuz ve en zor şeyi sunmuştur. Ama zekâ, insan türünün içinde de çok sayıda belirgin basamaklar oluşturur ve en üstteki, asıl yüksek zekaya nadiren ulaşır.
Demek ki bu zekâ, en dar ve en kesin anlamda, doğanın en zor ve en yüksek ürünüdür. Böylelikle dünyanın ortaya koyabileceği en nadir ve en değerli şeydir. Böyle bir zekâda en duru bilinç ortaya çıkar ve buna uygun olarak dünyayı başka herhangi bir yerde olduğundan daha anlaşılır, daha tam bir biçimde serimler. Böyle bir bilinçle donatılmış kişi yeryüzündeki en soylu ve en kıymetli şeye ve böylelikle öteki tüm kaynakların, onun yanında kısıtlı kaldıkları bir hazlar kaynağına sahiptir.
Böylece o kişi artık, sahip olduğu şeyin keyfini rahatsız edilmeden çıkarabilmek ve elmasını tıraşlayabilmek için boş zamandan başka, dışarıdan bir şeye gereksinim duymaz. Çünkü tüm öteki, yani entelektüel olmayan hazlar düşük türdendirler: Hepsi de istenç devinimleriyle yani arzularla, umutlarla, korkularla ve neye yönelik olursa olsun, ulaşmayla sonuçlanırlar; bu da asla acı çekmeden gerçekleşemez. Üstelik ulaşmayla birlikte, esas olarak az ya da çok bir hayal kırıklığı doğar; oysa entelektüel hazlardan, doğruluk giderek daha da durulaşır. Zekâ ülkesinde acı hüküm sürmez, her şey bilgidir. ama bir kimse tüm entelektüel hazlara, ancak kendi zekâsının aracılığıyla, yani onun ölçüsünde ulaşabilir. Çünkü "tout l'esprit, qui est