İçimizde akıp duran arzular sebebiyle çoğu zaman acı çekmeye mahkumuz.
Bu da birbirinden berbat iki seçenekle karşı karşıya bırakır bizi:
*bir arzuyu henüz tatmin edememiş olmanın acısı veya
*henüz peşine düşülecek bir arzuya sahip olmamanın bunaltısı. 
—Schopenhauer
İnsan nisyan içinde bulunduguyla ünsiyet kurandır. Ve o nisyanıyla ünsiyet kurabildiği kadarıyla insandır. Ünsiyet düşünceyle kurulur ve düşünce ünsiyet içinde filizlenir. Ünsiyetin olmadığı yerde düşünce kök salamaz.
Veya çok çabuk ünsiyet kurup nisyana dalandır insan. Ama asıl ünsiyet kurulması gerekenle ünsiyet kurabilmesi daldığı nisyandan kurtulabilmesi sayesinde mümkündür ki bu da yine düşünceyle olur.
Din kurucuları ve filozoflar dünyaya onun bu uyuşukluğunu sarsmak ve ona varoluşun yüksek anlamını göstermek için gelirler; filozoflar özgürlüğüne kavuşmuş olan azınlık için, din kurucuları çoğunluk, insanlığın büyük bölümü için.