Adı:
Din Üzerine
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754688313
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Felsefe ve Din: Bu ikisinin bir diğeri karşısındaki konumu nedir? Her ikisi de hakikat arayışı içinde insana yardımcı olma iddiasında olduğuna göre nasıl oluyor da biri diğerini ortadan kaldırmaya çalışıyor ya da beriki öbürünü susturmaya kalkışıyor? Kalabalıkları felsefi olarak aydınlatmak mümkün müdür? Mecaz ihtiyacı böyle bir aydınlatma imkânsızlığından mı kaynaklanmaktadır? O halde aradaki fark, birinin saf hakikat, diğerinin o hakikatin mecaza büründürülmüş ifadesi olmasından mı ibarettir? Eğer böyle ise avamın dilinde mecazın hakikate inkılâp etmesi ne anlama gelir? Bu durumda dinin her türlü hukuk ve düzenin vazgeçilmez temeli olma iddiası ne ölçüde savunulabilir?.. Schopenhauer Kitaplığının bu yedinci kitabı Din Üzerinede daha önceki kitaplardan sözünü sakınmazlığıyla tanıdığınız filozofun, içinde bulunduğumuz şartlar açısından da ilgisiz olduğu söylenemeyecek bu soruları yine aynı doğrudanlık ve sakınmazlıkla cevapladığını görecek ve yoğun bir düşünce metni olmakla birlikte bunu da yine bir solukta okuyacaksınız.
Kitapta, tek tanrılı dinler, aslında birbirinin içinden doğduğu gözlemine dayanılarak eleştirel bir bakışla anlatılıyor. Hıristiyanlık ve yahudiliğin tek bir inanışın değişik görünümleri olduğuna dair yorum ve tespitleri olan yazarın, özellikle ortadoğu kökenli tek tanrılı dinlerin hayvanlara olan zalimce tutumunu eleştirmesi hayvan özgürlüğünü savunan biri olarak benim için önemliydi. Yazar ayrıca, hayvan deneylerinin bilimsel bilgiye katkı sağlamasına da şüpheyle yaklaşması ve bu konuda güçlü argümanlar ileri sürmesi, günümüzde hâlâ süren hayvan deneylerinin gereksizliğini anlamak açısından önemli savlar içeriyor. Bu nedenle, modern hayvan özgürlüğü hareketinin ilk önemli düşünsel çabalarının nasıl ortaya çıktığını anlaşılması açısından da bu kitap okunabilir. Kitabın dili sade, çeviri kolay anlaşılıyor. Kitabın önsözü bence önemli. Ama aceleci bir okur doğrudan Schopenhauer'in metnine başlayabilir. Bu konuda, bir okur olarak, çevirmen Ahmet Aydoğan'a teşekkür ederim.
Kitabın dini tek yanlı ele aldığı, dini sadece pratik amaçlar için bir araç olarak gördüğü ve bu amaçların kendi zamanı açısından hala geçerli olup olmadığını, dinin bu amaçlara faydasının ne kadar olduğunu tartışıyor. Antik Yunan geleneğine bağlı kalarak dialog olarak yazılan kitap felsefi ağır dil yerine geniş bir kitleye hitap eder nitelikte. İlk bölümdeki çevirmenin girişini okumaya lüzum yok.
Felsefe ve Din: Bu ikisinin bir diğeri karşısındaki konumu nedir? Her ikisi de hakikat arayışı içinde insana yardımcı olma iddiasında olduğuna göre nasıl oluyor da biri diğerini ortadan kaldırmaya çalışıyor ya da beriki öbürünü susturmaya kalkışıyor?
Schopenhauer Kitaplığı'nın yedinci kitabı olan Din Üzerine'de daha önceki kitaplardan sözünü sakınmazlığıyla tanıdığımız filozofun, içinde bulunduğumuz şartlar açısından da ilgisiz olduğu söylenemeyecek bu soruları yine aynı doğrudanlık ve sakınmazlıkla cevapladığını görecek ve yoğun bir düşünce metni olmakla birlikte yine bir solukta okuyacaksınız.

Arthur Schopenhauer (22 Şubat 1788 - 21 Eylül 1860) Alman bir filozof, yazar ve eğitmendir. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir.Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.
Arthur Schopenhauer'un bu kitabında din ile felsefe arasındaki ilişki, çeşitli dinlerin varoluş meselesine yaklaşımları ustaca incelenmiş. Mutlaka okunması, hatta altı çizilerek okunması gereken bir eser. Bunun yanı sıra kitabın sonunda genel olarak Schopenhauer felsefesini özetleyen güzel bir makale de bonusu.
Eğer Din diye bir şey olmasaydı Dünya çok daha kötü bir yer olurdu. Fakat bunun sebebi dinin doğru olması değil insan karakterinin kötü olmasıdır.Şu 2 ayaklı insan soyu önce diz çöküp itaat etmek zorundaydı.Çünkü insan soyunun devam ede bilmesi için türün büyük bir kısmı ağır bedenli işlerde çalışmak zorunda ve bu ağır işleri yaparken Onlara bir teselli gerekiyordu.İşte din bu yüzden vardır. (insan soyunun 10 da 9 -u buraya ait)
Din aslında 2 yüzlüdür İnananlar onun sadece ahlakı tarafını görüp ona göre yargılarken inanmayanlar onun 2 ci yüzünü görüp sadece ona göre yargılar.
Dinler ateş böceklerine benzer, parlayabilmek için karanlığa ihtiyaç duyarlar. Belli bir cehalet düzeyi bütün dinlerin önkoşuludur.
Dinler temellendirmelerle değil , vahiyle inanca hitap ederler. İnanca yatkınlığın en güçlü olduğu dönem çocukluktur; bu yüzden insanlar öncelikle ve en fazla bu nazik dönemi ele geçirmek için her yolu denerler.
Hayvanlar kısmen birbirleri ile beslenirler, insanlar kısmen hayvanlar ile beslenirler, birbirleriyle beslenemeyen hayvanlar ya da insanlar daha aşşağı akrabaları olan bitkiler ile beslenirler, bitkilerin kendisi canavarca bir iştihadır,sessiz sedasız toprağı ve suyu tüketirler. İnsan toplumunda bu denli yaygın olan kardeşlikten uzak mücadele bütün dünyaya hakimdir, her yerde karşımıza çıkan aç bir iradedir.
Bir dinin inananlarının bütün diğer dinlerin mensuplarına karşı kendilerinde her suçu işleme hakkını görmesi ve dolayısıyla onlara karşı en büyük canilik ve gaddarlıkla davranması gerçekten dinlerin en kötü yanıdır; mesela Müslümanlar; Hristiyanlar ve Hindulara karşı, Hristiyanlar; Hindular , Müslümanlar, Amerika yerlileri, Siyahlar, Yahudiler, sapkınlar ve diğerlerine karşı.
(...)Her halükarda bu ikisi birbirinden esaslı bir şekilde farklıdır ve karşılıklı menfaatleri gereği sert biçimde birbirinden ayrı kalmalıdır, böylece her biri diğerini dikkate almaksızın kendi yolunda ilerleyebilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Din Üzerine
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754688313
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Felsefe ve Din: Bu ikisinin bir diğeri karşısındaki konumu nedir? Her ikisi de hakikat arayışı içinde insana yardımcı olma iddiasında olduğuna göre nasıl oluyor da biri diğerini ortadan kaldırmaya çalışıyor ya da beriki öbürünü susturmaya kalkışıyor? Kalabalıkları felsefi olarak aydınlatmak mümkün müdür? Mecaz ihtiyacı böyle bir aydınlatma imkânsızlığından mı kaynaklanmaktadır? O halde aradaki fark, birinin saf hakikat, diğerinin o hakikatin mecaza büründürülmüş ifadesi olmasından mı ibarettir? Eğer böyle ise avamın dilinde mecazın hakikate inkılâp etmesi ne anlama gelir? Bu durumda dinin her türlü hukuk ve düzenin vazgeçilmez temeli olma iddiası ne ölçüde savunulabilir?.. Schopenhauer Kitaplığının bu yedinci kitabı Din Üzerinede daha önceki kitaplardan sözünü sakınmazlığıyla tanıdığınız filozofun, içinde bulunduğumuz şartlar açısından da ilgisiz olduğu söylenemeyecek bu soruları yine aynı doğrudanlık ve sakınmazlıkla cevapladığını görecek ve yoğun bir düşünce metni olmakla birlikte bunu da yine bir solukta okuyacaksınız.

Kitabı okuyanlar 97 okur

  • Çağla
  • Sevda
  • Kadir
  • İlayda
  • VELİ DERE
  • Okur ve Yazar
  • Cemil Ürgüp
  • Berkay
  • Esther. Sema
  • Ş. Korkmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%20
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.3
Erkek
%65.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.4 (6)
9
%25 (7)
8
%17.9 (5)
7
%14.3 (4)
6
%14.3 (4)
5
%3.6 (1)
4
%0
3
%3.6 (1)
2
%0
1
%0