Almanya’da, ortaya çıkış nedeni endüstri olan bayağı fabrika eşyasına el sanatlarının yaratıcı biçimlerini vermenin gereği duyulmaya başlanmıştı. Esasen el sanatlarının gittikçe azalmasıyla tehlikeye düşen sıhhatli biçim endişesi, yeni imkanların araştırılmasını gerekli kılıyordu. Bauhaus bu kuşkuları kendine amaç edinen Almanya’nın çığır açan okuludur.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, hemen hemen bütün Avrupa’yı kapsayan doğa biçimine önem veren akımın yanında, modern sanatın doğaya bağlı olmayan eğilimi, Fransa’da sentetik kübizm, Almanya’da Der Blaue Raiter ve Stuttgart’ta “Hölzel Schule “, Hollanda’da “Stijl grubu”nda ve Rusya’da “ Konstrüktivizm” de kendini gösterir.
Bütün soyut sanat akımlarını, dışa-vururumcı(Expressif) ve her şeyden önce  konstrüktivist yönleri bir öğretim topluluğu içinde bir araya getirme şerefi Bauhaus’a ait olmuştur.
Belçikalı mimar Henri Van de Velde Bauhaus’ın kurulması (Nisan 1919) için yazdığı manifesto, şu sözle bitiyordu;
“ meslek olarak sanat” yoktur. Sanatçı ile işçi arasında hiçbir oluş farkı yoktur. Sanatçı, işçinin takviye edilmişidir. Allahın inayeti, o kendi iradesine bağlı olan Ender ışıklı anlarda, bilinçsiz olarak el sanatından kendi eliyle bir sanatçı çiçeklendiriir. Zanaatı ait kurallar, her sanatçı için gereklidir. Yaratıcı biçimlendirmenin esas kaynağı buradadır. Bu nedenle işçiler ve sanatçılar arasında kibirli, aşılması zor duvarlar kurmak isteyen sınıf ayırıcı bir müşkülpesentlik olmadan, yeni bir loca kuralım. Hepsi bir vücut halinde olacak olan istikbalin binasını, edecek olan imanın kristal timsali olarak, el işçilerinin milyonlarca elinden çıkarak göklere yükselecek mimari, heykel ve resim sanatını birlikte isteyelim, düşünelim, yapalım.
Bauhaus’un esas amacı: fonksiyon ve konstrüksiyon idi. Bu