Neydi, ah, kaçtığımız halde bizi kovalayan bu şeyler, bu fedakarlıklarımızı beğenmeyen işkenceler neydi? Bunlardan nasıl kurtulmalıydı? Ve bu hastalıklı asabiyet bizde oldukça ne yapsak bunlardan kurtulmanın mümkün olmadığını, bu ateşler içinde çaresiz yanacağımızı düşünerek bu çaresizliğin, hayatımızda bu tedavi kabul etmez uğursuz çaresizliğin elinde gamlıca, başını eğerek düşündü ki ancak evet, bu hayat denilen bu müzmin hastalığın tek ilacı, bu rüyasız, bu geleceksiz uyku, bu ölüm bizi merhametli ve şefkatli yokluk kucağına almadıkça müsterih ve endişesiz yaşamak mümkün olamayacak ve daima, daima böyle sürükleneceğiz․”