o

Neydi, ah, kaçtığımız halde bizi kovalayan bu şeyler, bu fedakarlıklarımızı beğenmeyen işkenceler neydi? Bunlardan nasıl kurtulmalıydı? Ve bu hastalıklı asabiyet bizde oldukça ne yapsak bunlardan kurtulmanın mümkün olmadığını, bu ateşler içinde çaresiz yanacağımızı düşünerek bu çaresizliğin, hayatımızda bu tedavi kabul etmez uğursuz çaresizliğin elinde gamlıca, başını eğerek düşündü ki ancak evet, bu hayat denilen bu müzmin hastalığın tek ilacı, bu rüyasız, bu geleceksiz uyku, bu ölüm bizi merhametli ve şefkatli yokluk kucağına almadıkça müsterih ve endişesiz yaşamak mümkün olamayacak ve daima, daima böyle sürükleneceğiz․”
Reklam
"aslında kederimin nedeni-katerina kafasını yastıktan aniden kaldırmıştı,- bu anlattıklarım değil, bunlara üzülmüyorum. yeni, beklenmedik bir duygunun etkisiyle sesi bakır gibi çınlayarak devam etti, yüreğinde saklı, çaresiz gözyaşlarıyla tüm ruhu parçalanıyordu sanki, -kaygılanmamın nedeni çektiğim keder, sıkıntı değil! dünya gözüyle tekrar göremeyeceğim anneme de üzülmüyorum! ölüm döşeğinde bana beddua ettiği için de sıkılmıyorum! eski hayatımı, sıcak odamı, özgür genç kızlığımı da aramıyorum! ruhumu şeytana satıp kendi mutluluğum için affedilmez bir günah işlemiş olmam da umurumda değil! bunların hepsi çok büyük suçlar olmasına rağmen, kederimin nedeni bunlar değil. içimi acıtan ve kalbimi yaralayan, onun onursuz bir kölesi haline gelmiş olmam, onu hâlâ utanmadan sevmem ve açgözlü kalbimin bu sevgiden zevk alması, mutlu olması-onun bu yaptıklarına karşı koymamam ve ona karşı bir kin duymamamdır!.. "
“Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı devleti onun istiklali padişah, halife, hükümet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti. Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ne gibi yardım sağlanmak isteniyordu? O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi? Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli haki'miyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak! İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur. Ya istiklal ya ölüm”
“Efendiler, komutanlar askerlik görev ve gerekliliklerini düşünürken ve uygularken, kafalarını siyasi düşüncelerin etkisi altında bulundurmaktan kaçınmalıdırlar. siyasi yönün gereklerini düşünen başka görevliler olduğunu unutmamalıdırlar.”
"İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk Milleti Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar."
Reklam