Sıdıka kaya

Bu işleri yapan zâta, bir şey ağır gelebilsin. Ve semâvât ve arzı, altı günde halk edemesin. İnsanı, bir sayha ile haşredemesin? Hâşâ!
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evet, şu âlemin Mutasarrıf-ı Zî-şân’ı, her asırda, her senede, her günde, bu dar ve muvakkat rûy-u zemînde haşr-i ekberin ve meydân-ı kıyâmetin pek çok emsâlini ve numûnelerini ve işârâtını îcâd ediyor. Ezcümle, haşr-i bahârîde görüyoruz ki: Beş altı gün zarfında küçük büyük hayvânât ve nebâtâttan üç yüz binden ziyade envâı, haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihyâ edip, iâde ediyor. Başkalarını, ayniyet derecesinde bir misliyet sûretinde îcâd ediyor. Halbuki maddeten farkları pek az olan tohumcuklar o kadar karışmış iken, kemâl-i imtiyâz ve teşhîs ile o kadar sür‘at ve vüs‘at ve suhûlet içinde, kemâl-i intizâm ve mîzân ile altı gün veya altı hafta zarfında ihyâ ediliyor.
Din
Hem şu kelime şöyle müjde veriyor, diyor ki: Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümâta, nisyâna, çürümeye, dağılmaya, kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip, düşünmeyiniz. Sizler fenâya değil, bekāya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücûd-u dâimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümâta değil, âlem-i nûra giriyorsunuz. Sâhib ve Mâlik-i Hakîkî’nin tarafına gidiyorsunuz. Ve Sultân-ı Ezelî’nin pâyitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, vahdet dâiresinde teneffüs edeceksiniz. Firâka değil, visâle müteveccihsiniz.
Din
“Öyle ise kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.”
Din
İşte şu kelime, bütün müjdelerin fevkınde şöyle müjde eder ve der ki: “Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Otuz İkinci Söz’ün âhirinde denildiği gibi: Dünyanın bin sene mes‘ûdâne hayatı, bir saat hayatına mukābil gelmeyen cennet hayatının; ve o cennet hayatının dahi, bin senesi bir saat rü’yet-i cemâline mukābil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâl’in dâire-i rahmetine ve mertebe-i huzûruna gidiyorsun. Mübtelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecâzî mahbûblardaki ve bütün mevcûdât-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemâl, onun cilve-i cemâlinin iştiyâklar ve muhabbetler ve incizâblar ve câzibeler bir lem‘a-i muhabbeti olan bir Ma‘bûd-u Lemyezel’in, bir Mahbûb-u Lâyezâl’in dâire-i huzûruna gidiyorsunuz. Ve ziyâfetgâh-ı ebedîsi olan cennete çağırılıyorsunuz.
Din