Hz. Ömer (radıyallahu anh) vefat ettiğinde, Abdullah b. Mesûd (radıyallahu anh) onun ölümü üzerine üzüntüsünü şöyle dile getiriyordu:
"Ömer'le birlikte ilmin onda dokuzu da ölmüş oldu."
İbn Mesûd'un böyle hayıflanması üzerine kendisine:
"Sen mi bunları söylüyorsun? Oysa ki henüz aramızda sahabenin büyükleri bulunmaktadır, neden böyle konuşuyor sun?" diye sorulması üzerine, şöyle demiştir:
"Ben bu hayıflanmam ve üzüntümle. fetva ve ahkam ile alakalı bilgiler yok olup gitti demek istemedim. Benim demek istediğim, onunla birlikte Allah'ı bilme ve tanıma/ mana ilmi yok olup gitti. İşte üzüntüm bu yüzdendir."
Şimdi sen, İbn Mesûd, söylediği bu ifadeleriyle kelâm ve cedel sanatını murad ettiğini mi sanıyorsun? O halde sana ne oluyor ki, sen kendisiyle ilmin onda dokuzu ölen Hz. Ömer'in o onda dokuz ilmi öğrenme gayretine düşmüyor- sun? Neden bu noktada çaba göstermiyorsun? Oysa ki bizzat Hz. Ömer (radıyallahu anh)'in kendisidir, kelâm ve mantık kapısını kapatan. Nitekim Hz. Ömer (radıyallahu anh), Yüce Allah'ın kitabından iki âyetin birbiriyle çelişik olduğunu bir soru ile kendisine yönelten Sabiğ adındaki (fitneci) kişiyi, elindeki kamçısıyla cezalandırmış ve aynı zamanda kendisini oradan uzaklaştırarak, sahabeye de onunla tüm bağlarını koparmalarını istemiştir.
Eğer insanlar, hakkı bilme ve tanıma noktasında, adamlara ve sözde bilginlere göre tanımaya kalkışırlarsa, o takdirde sapıklığın ve dalaletin bataklığında yuvarlanıp dururlar.
Kalbi ilgilendiren ve aynı zamanda övgüye değer ve kabul gören, güzel şeyleri ise şöyle sıralamamız mümkündür, Şükür, Havf/korku ve Reca/Umut, Rıza, Zühd, Takva, Kanaat, Seha/cömertlik, her halükärda Yüce Allah'a karşı minnettar olduğunu bilmek ve bu bilinci taşımak, ihsan, hüsnü zan/insanlar hakkında hep iyi düşünmek, hüsnü Muaşeret/herkesle iyi geçinmek, sıdk/doğruluk, ihlas/samimiyet.