TA 34 RİH ILIY TABUŞ 349
Kalmadı, artık dayanacak mecalim kalmadı. Tanrım, bana neler yapıyorlar! Kafamdan aşağıya soğuk sular boşaltıyorlar. Beni hiç dinlemiyor, anlamıyor, görmüyorlar. Ne yaptım onlara? Bana neden işkence ediyorlar? Zavallı benden ne istiyorlar? Onlara ne verebilirim? Hiçbir şeyim yok. Gücüm yok, işkencelerine dayanacak mecalim yok. Başım alevler içinde yanıyor ve gözümün önünde her şey dönüyor. Beni kurtarın! Alın beni! Bana, rüzgâr gibi hızlı ve güçlü bir at verin. Otur at sürücüsü! Çanlarım çalın, atlarım şaha kalkın, beni bu dünyadan götürün!
Devam, devam! Hiçbir şey görünmesin, hiçbir şey! İşte, gökyüzü, önümde buharlara büründü; uzaklarda minik bir yıldız parlıyor; orman yanımdan uzaklaşarak hızlıca karanlık ağaçları ve Ay ile geçiyor; gri sis, ayaklarımın altına seriliyor; teller, sisin içinden çalıyor; bir tarafta deniz, diğer tarafta İtalya; işte, Rus kulübeler de görünüyor. O uzaklardan maviliği görünen benim evim değil mi? Pencere önünde bekleyen anam mı? Anacığım, zavallı oğlunu kurtar! Hasta başına, bir damla gözyaşı dök! Ona nasıl eziyet ediyorlar bir bak! Zavallı yetimini göğsüne yasla! Bu dünyada ona yer yok! Onu kovalıyorlar! Anacığım! Zavallı hasta yavruna merhamet et!
Cezayirli Dey'in burnunun altında bir şişlik olduğunu biliyor muydunuz?