Sena Duru

Sena Duru
@sdsdsdsdsdsd
Kafa derisinin kafatasından ayrılırken çıkardığı belli bir kafa ses vardır, tıpkı kaynağından ayrılan büyük bir cırt cırt parçası gibi. Bu ses yüksek, öfkeli ve biraz da hüzünlüdür. Tıp fakültesinde beyin ameliyatının sesleriyle kokularını öğreten bir ders yok. Aslında öğretmeliler kafatasını delen o ağır cerrahi matkabın vızıltısını. Matkabın açtığı delikler oyulurken kemik testeresi, ameliyathaneyi yaz talaşının kokusuyla doldurur. Kafatasının, beyni kaplayan ve dış dünyaya karşı son savunma hattı olarak görev yapan kalın kese dura zarından ayrılırken çıkardığı isteksiz pat sesi. Makasla yavaşça bu dura zarı kesilir. Beyin açığa çıktığında, her kalp atışıyla ritmik olarak hareket ettiğini görebilirsiniz ve bazen kendi çıplaklığını ve savunmasızlığını protesto etmek için inlediğini duyabilirmişsiniz gibi gelir, ameliyathanenin şiddetli ışıkları altında herkesin görebileceği sırları açığa çıkar.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sonra birden bütün sesler kesildi. Soluk ay ışığı, parmaklıkların arasından koğuşun içine girdi ve yerin üzerinde aya benzer bir gölge oluşturdu. Berbattı. Andrey Yefimiç uzandı ve nefesini tuttu, korku içinde tekrar dayak yemeyi bekliyordu. Sanki biri eline orak almış, vücuduna saplayıp defalarca göğsünde ve karnında döndürüyormuş gibi hissediyordu. Acıdan yastığı ısırıp dişlerini sıktı. Bir anda, bütün bu kaosun ortasında aklına berbat, dayanılmaz bir şey geldi. Ay ışığında kara gölgeler gibi görünen bu insalar, bu acıyı senelerce, her gün aynı şeyleri yaşamışlardı. Nasıl olmuştu da yirmi yıldan fazla süre boyunca bunu anlamamıştı ve anlamayı reddetmişti? Acı nedir bilmiyordu, hiçbir fikri yoktu, o yüzden suç onda değildi ama Nikita kadar acımasız ve sert olan vicdanı, baştan aşağı buz kesmesine neden oldu. Birden ayağa sıçradı. Bütün gücüyle bağırmak ve derhal önce Nikita'yı, sonra Hobotov'u, başhademeyi, asistanı ve son olarak da kendini öldürmek istiyordu. Ama boğazından tek bir ses bile çıkmadı, bacakları ona itaat etmedi. Nefesi kesildi ve önlüğüyle gömleğini yırtarak yatağın üzerine bayıldı.
Hayat ve İnsan
Peki, bu şahane 'gerçek mutluluk' nedir? Cevap yok, tabii ki. Biz burada parmaklıklı camların arkasında tutuluyoruz, işkence görüyoruz, çürümeye terk ediliyoruz. Ama bu, oldukça iyi ve mantıklı bir şey çünkü bu koğuş ve sıcak çalışma odası için arasında hiçbir fark yok. Ne kadar münasip bir felsefe. Yapabileceğin hiçbir şey yok, vicdanın rahat ve zeki olduğunu sanıyorsun... Hayır, efendi, bu bir felsefe ya da fikir değil, düşünce özgürlüğü hiç değil, bu tembellik, fakirlik, uyuşukluk." Sinirlenmeye başlayan Ivan Dimitriç bağırıyordu. "Evet, acıdan korkmuyor olabilirsin ancak eminim parmağını kapıya sıkıştırsan avazın çıktığı kadar bağırırsın. ... Peki ya saati? Ya cebindeki defteri? Sigaraları? Nikita nereye götürmüştü? Belki de artık öleceği güne kadar bir daha pantolon, yelek ve yüksek çizme giyemeyecekti. İlk önce, her şey fazlasıyla garip ve anlaşılmazdı. Andrey Yefimiç, ev sahibesinin evi ile altıncı koğuş arasında hiçbir fark olmadığına daha fazla ikna olmuştu. Dünyadaki her şey saçma ve anlamsızdı. Buna rağmen elleri titriyordu, ayakları buz kesmişti. Ivan Dimitriç'in uyanıp onu hasta önlüğüyle görmesi düşüncesi içini sıkıntıyla doldurdu. Kalkıp koğuşun diğer ucuna kadar kadar yürüdükten sonra tekrar oturdu.
İnsanların acısından besleniyorsun ama gerçek acı nedir hiçbir fikrin yok. Ben ise doğduğum günden bu yana acı içindeyim. Bu yüzden sana açıkça söylüyorum, kendimi her alanda senden daha üstün ve kabiliyetli görüyorum. Bana ders vermek sana düşmez. Andrey Yefimiç sakince "Hiçbir şekilde seni ikna etmeye çalışmıyorum." dedi. Sesinde sözleri yanlış anlaşıldığı için bir pişmanlık vardı. "Ve önemli olan bu değil dostum. Senin acı çekmiş olman pişmanlık, benim ise olmamam hiç önemli değil.Mutluluk ve acı geçicidir, onları bir kenara bırakalım, unutalım. Önemli olan şu: İkimiz de düşünüyoruz. Birbirimizde muhakeme yapabilen ve düşünebilen insanlar görüyoruz. Görüşlerimiz ne kadar farklı da olsa, bu aramızda bir bağ oluşturuyor. Her yere yayılmış duyarsızlıktan, yetersizlikten, aptallıktan ne kadar sıkıldığımı ve seninle konuşmanın bana nasıl keyif verdiğini bir bilsen dostum! Zeki bir adamsın, seninle zaman geçirmek hoşuma gidiyor."