"Ekmek; Kürtçe, Farsça ve Osmanlıca'da "nan"dır. Bugün Türkçe'de ekmeğe nan denmez ama ekmeğin kıymetini bilmeyene "nankör" denir. Verdiğim mısır ekmeğinden ısırırken onu adeta incitmemeye çalışıyordu, belli ki "nan"ın kıymetini biliyordu, "nankör" değildi yani. O ekmeği bitirinceye kadar birkaç parça yiyecek daha tutuşturdum eline; ilk defa gülümsedi, bembeyaz dişleri yüzünü aydınlattı. Birbirimizin dilini konuşamıyorduk, ancak iyiliğin evrensel diliyle anlaşmak zor değildi."
Jamal, Selahattin Demirtaş'ın 8. kitabı, içeri girdiğinden beri her yıl bir kitap yazma sözü vermiş ve bu sözünü de tutmuş. Ben kendisinin zekice kurgulanmış ve mizahi bir dille yazılmış kitaplarını severek okuyorum. Bu kitabı da bir solukta okudum. Kitapta çok güzel bilgiler de sunmuş bizlere. Okuyunuz, okutturunuz, emek kokuyor...
Ölüm ve yaşam evrende bir aradadır, iç içedir; ne ölüm bir sondur, ne de yaşam yeni bir başlangıçtır. Her şey doğanın olağan akışı içinde seyrederken biz insanlar bu devinime ölüm ve yaşam deriz sadece. Ama doğanın ne haberi vardır bundan, ne de umurundadır. Doğuma sevinip ölüme kahroluyoruz, çünkü beynimiz anı biriktirecek kadar evrildi, hafıza merkezimiz güçlendi. Yıllar, bin yıllar içinde biriktirdiğimiz her şey bize sevmeyi, nefret etmeyi, aşkı, öfkeyi, intikamı, sahip olmayı, vazgeçmeyi, iyiyi ve kötüyü öğretti. Doğanın kanunlarına karşı geldik, isyan ettik ve şimdi bunun bedelini ödüyoruz insanlık olarak.