Çok stresli zamanlarda, var olan her canlı türü çevresine bilinçaltıyla algılanabilen zayıf sinyaller yayar. Bu sinyal, o canlının doğum yerinden ne kadar uzakta olduğuna dair tam ve neredeyse dokunaklı bir his verir. Yerküre'de doğum yerinizden 25 bin kilometreden uzakta olmanız mümkün değildir.
"Ekmek; Kürtçe, Farsça ve Osmanlıca'da "nan"dır. Bugün Türkçe'de ekmeğe nan denmez ama ekmeğin kıymetini bilmeyene "nankör" denir. Verdiğim mısır ekmeğinden ısırırken onu adeta incitmemeye çalışıyordu, belli ki "nan"ın kıymetini biliyordu, "nankör" değildi yani. O ekmeği bitirinceye kadar birkaç parça yiyecek daha tutuşturdum eline; ilk defa gülümsedi, bembeyaz dişleri yüzünü aydınlattı. Birbirimizin dilini konuşamıyorduk, ancak iyiliğin evrensel diliyle anlaşmak zor değildi."
Jamal, Selahattin Demirtaş'ın 8. kitabı, içeri girdiğinden beri her yıl bir kitap yazma sözü vermiş ve bu sözünü de tutmuş. Ben kendisinin zekice kurgulanmış ve mizahi bir dille yazılmış kitaplarını severek okuyorum. Bu kitabı da bir solukta okudum. Kitapta çok güzel bilgiler de sunmuş bizlere. Okuyunuz, okutturunuz, emek kokuyor...