Sonra, 1844'te, Edinburghlu yayımcı ve bilgin Robert Chambers, Vestiges of the Natural History of Creation (Yaratılışın Doğal Tarihinin İzleri) adlı yapıtını yayımladı (isimsiz olarak). James Secord'un yakınlarda gösterdiği gibi, bu kitap Victoria dönemi İngiltere'sinde büyük yankı uyandırmıştı; çünkü genel evrim fikrini geniş kitlelere sunan kişi, Darwin değil, Chambers'tı. Chambers, evrimin nasıl işlediğini, doğal seçimin yeni türlerin ortaya çıkmasını nasıl sağladığını bilmiyordu; ama kitabı, ince ve inandırıcı ayrıntılarla eski bir güneş sisteminin varlığım savunuyordu. Bu güneş sistemi, "ateş ve sis"le başlamış, çekim gücüyle yoğunluk kazanmış ve başlangıçta korkunç ve şiddetli, daha sonra giderek küçülen, ama etkileri çok uzun bir süreye yayılan jeolojik süreçlerle soğumuştu. Chambers, yaşamın başlangıcını bütünüyle doğal ve maddi bir süreç olarak görüyor ve açıkça şunu savunuyordu: İnsan doğası, "onu hayvanlardan ayıran ruhsal bir nitelikten kaynaklanmaz, evrim süreci boyunca gelişen yetilerin doğrudan bir uzantısıdır." Ve kitabındaki en önemli tümce şuydu:
Öyleyse, yerküre üzerindeki organik yaşamın ilerleyişiyle ilgili zihnimde oluşturduğum fikir şudur (bu varsayım, dirimsel varlığın bütün benzeri görünümlerine uygulanabilir): En yalın ve en ilkel tür, benzeri üreyişin tabi olduğu bir yasa uyarınca, üzerindeki türe, bu da bir üsttekine yaşam vermiş, bu böyle en üstteki türe kadar sürüp gitmiştir. İlerleme aşamaları, her durumda son derece küçük -açmak gerekirse: bir türden ötekine- olmuştur; öyle ki, sözünü ettiğimiz olgu, her zaman yalın ve sade bir nitelik gösterir.