Tanrıların, kralların, insanların zalimliklerine, alçaklıklarına karşın soluk almanın, dokunmanın, tatmanın, koklamanın, görmenin, düşünmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu hissettirdi. Köle çocuğun uzattığı testiden içtiğim su bana yeniden yaşama sevinci, direnme gücü verdi. Zalimliklere, kötülüklere bakıp küsmek kendi kendimize haksızlık etmek olurdu.
…bunların cihanda yine birbirinden başka beğendikleri hiç kimse yoktur. “Beğenmek” demek sevdanın öyle kuvvetli başlangıcıdır ki bazı dış etkenlerin de eklenmesiyle beğenmenin ardından sevda baş gösterir.
Anacığım! Şu dünyada insan için en ciddi bir hak düşünülebilirse o da evlilik hakkıdır. Evlilik denilen şey ne anadan doğmaya benzer ne de ölmeye! Bunlar insanın tercihi dışında şeyler oldukları halde evlilik doğrudan doğruya insanın kendi tercihine bırakılmış bir haktır. O haktan niçin şöyle faydalanmıyorsun, böyle yapıyorsun diye kimse kimseye baskı yapamaz.
İnsanın böyle kendisini yine kendisince bir alemde bulması ne lezzetli şeydir. Buna bazı seçkin kişiler “kesret içinde vahdet” derler ki insanlar onu kendileriyle beraber zannettikleri halde o adam cihanı dolaşır da yine bulunduğu yerden ayrılmamış olur!..