Betimlemeleri ve özellikle Beyoğlu'nun her yerini anlatmasını beğendim. Her ne kadar yemek yerlerini çok yazsa da pasajlar, sokaklar, müzeler hakkında bilgiler vermesi çok güzeldi. Galatasaray Lisesinin sadece kapısını görebilen biri olarak:) yazarın o yerleri anlatması, üslubunun sade ve akıcı olması çok güzeldi.
Ahmet Ümit'in okuduğum ilk kitabıydı. Okumadan önce biraz önyargılıydım ama okuduktan sonra hiç de öyle bir şey kalmadı içimde. Hatta kütüphaneden diğer kitaplarını da alıp okumayı düşünüyorum. Bu kitabı tekrar okumak isterim ama bir de anlattığı yerleri sokak sokak da gezmem lazım tabi. Tarihi Doğan Apartmanı, Çiçek Pasajı, Suriye Pasajı, Akmar Pasajı, Balo Sokak-Baraka, Serdar-ı Ekrem, Galata Mevlevihanesi, Sıraselviler Caddesi, Nevizade Sokak, Hollanda Konsolosluğu, Büyük Parmakkapı Sokak, Elhamra Hanı, Santa Maria Kilisesi, Zoğrafyan Lisesi, The Marmara Oteli ... Bunlar sadece hatırladıklarım. Daha nice merak ettiklerim var.
Kitabın ortasına kadar pek fazla olay olmasa da sonlara doğru sürükleyicilik artıyor. Zaten katil hakkında hiçbir fikrim yoktu öyle böyle son 10 sayfada her şey çözülüyor.
Kitapta beğenmediğim yer yok sadece garip bulduğum yerler var. Mesela Selim'in bu kadar işler çevirmesi, geceleri sürekli Kenanlarda yemekte olması eşi Gülriz'i hiç mi şüphelendirmiyor? Bir de Selim katil olduğunu bile bile neden Kenan'ın bu işlerine bulaşıyor? Ayrıca yazarın Nicholas Flamel'ı yazması biraz gereksiz ve fazla geldi bana. Mesela satanistler hakkında verdiği bilgiler fena değildi belki biraz daha da uzatabilirdi bu belki daha da bir gizemli bir ruh katardı. Ama genel olarak kitabın o ruhuna girebildim ve okurken kendimi kaybettim diyebilirim:)
Kitapta beğendiğim yerlerden biri de son kısmı; Katya'nın Kenan'ın cesedinin fotoğrafını kullanması, serginin