"Kimsenin olmadığı yerlere kaçıp ağlamaya son vermesi aylar sürdü. Bunu ailesinden de okuldaki arkadaşlarından da sakladı. Derslerine hiçbir üzüntü işareti göstermeden devam etti ve sınıfının birincisi olarak kaldı. Annesinin ölümünden sonra Manya kendini kitapların arasında kaybetmiş gibiydi. Her seferinde saatlerce bazen de günlerce sürüyordu bu. Pek az konuşuyordu. Başa çıkabilmesinin tek yolu, dünyayı dışarıda bırakıp bir konuya saplantıyla odaklanmak, böylece keder duygusunu bastırmaktı. Yıllar sonra, Eve gecenin üçünde eve geldiğinde annesinin odasından ışık sızdığını hatırlıyordu. İçeri girdiğinde, annesini kızının varlığından habersiz, bilimsel yazıları incelerken buluyordu. Çocukluğundan başlayarak, Manya'yı ve daha sonraki Madame Curie'yi depresyon ve içine kapanma belirledi."
"Annesinin ölümüyle dini inancını yitirmişti ve bir defa Max Randau'nun kilise içindeki kurumsal yolsuzluklarla ilgili eleştirisinden bir paragrafı kopyalamıştı: İnsan Hristiyan tevekkülüyle sadece, 'Tanrı öyle istedi ve o yapılacaktı!' diyebilse, korkunç acının yarısı geçerdi... Görüyorum ki, böyle açıklamalara inanan insanlar mutlu."
"Kanımca, herhangi bir kimsenin inancını yitirmesine bile bile aska katkıda bulunmamam gerekir. Bırakın herkes, sahici olduğu sürece kendi inancını korusun. Beni sadece ikiyüzlülük irkiltiyor."
"Manya, Zorawski ailesine haberi verdi. Ayrılırken yüzünde bir gülümseme vardı. Duygularını belli etmeme dersini iyi öğrenmişti.
Ben galiba çok ahlaksızım- çoğunlukla neşesizliğimi gülümsemelerimin ardına gizliyorum. O insanların benim kadar yoğun hisler duyduğunu ve doğalarındakibu özelliği en azından ellerinden geldiğince belli etmemeyi başardıklarını anladığım zaman yapmayı öğrendiğim bir şey bu. Bazı çok kötü günlerim oldu, onların anısını hafifleten tek