' Dedelerimizin dilini anlayamıyoruz ama torunlarımız yeryüzüne diriltici nefesi üfleyecek diye umudumuz var. Kıyafetimiz, tavrımız, tarzımız, şehrimiz, evimiz, okulumuz, çarşımız başkasına benziyor, sonra da buradan neden bir biz çıkmıyor diye çile çekiyoruz. Ne usul kalmış ne erkân, ne töre kalmış ne adap, ne ilim kalmış ne hikmet, ne ahlak kalmış ne muhabbet, ne müsamaha kalmış ne tahammül…'
'Aramızda duvarlar var. Birbirimizi görmemek, anlamamak, duymamak için önyargılarımızdan, ön kabullerimizden, egolarımızdan, aidiyetlerimizden, zaaflarımızdan, ideolojilerimizden, anlama biçimlerimizden, yorum farklılıklarımızdan, ırkımızdan, cinsiyetimizden, kibrimizden, ezberlerimizden, statümüzden, şehrimizden, muhitimizden ve daha bilmem nelerimizin hepsinden birden duvarlar örmüşüz. İç içe geçmiş, birbirini bazen örten, sıklıkla tahkim eden ama hep sinsice saklayan milyonlarca görünmez duvarın ardından işitmeye çalışıyoruz birbirimizi ve görmeye ve anlamaya... Fakat ne mümkün! Herkes bir başkasının sağırı. Herkes kendisine benzemeyenin körü. Herkes kendisinin, kendim derken içini doldurduğu her şey kadar budalası. '