Günler sonra annem öldü. Hastane odasında çalan makinelerin tiz sesi sustuğunda, içimde de bir şeyler sonsuza dek durdu. O an, sessizliğin en ağır çığlık olduğunu öğrendim. Odanın köşesinde yanan küçük lamba, soluk ışığını duvara vuruyordu, gölgeler duvarlarda titrek bir dans sergiliyordu. Annemin yüzü huzurlu ama yorgundu; sanki yılların ağırlığını bırakmış, zamansız bir uykuya dalmıştı. Ona son kez dokunduğumda, parmaklarımda sadece soğukluk değil, kaybolan bir hayatın son izleri de vardı. Ellerimle hafızama kazımak istedim, yüzünün her detayını, ama soğukluk içime işledi ve yerleşti, çıkmamak üzere.