seçil çilek

Lacan Dostoyevski’nin “eğer Tanrı yoksa her şey mubah”ını tersine çevirdi - “eğer Tanrı yoksa her şey yasak”. Çünkü eğer bir “temel gösteren” artık yoksa o zaman dünyayı şöyleyaşamaya başlamanın önü açılıyor - kahve için ama sağlığa zararlı = kafeinsiz kafein... Seks yapın elbette, çünkü her şey mubah, ama dikkat edin, çünkü AIDS, Yiyin, ama dikkat edin, çünkü yağ ve kolesterol var.
Sayfa 115·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Reklam
Dostoyevski’den hep alıntılanan bir cümle:“eğer Tanrı yoksa her şey mubah”. Oysa bunun çok sayıda değişkenini de bulabilirsiniz orada: “eğer Tanrı öldüyse benim yüzbaşılık apoletlerim ne işe yarayacak peki?” (Ecinniler). Dostoyevski’de ikinci tip sorgular ilkinden (ki sorgu değil önermedir bunlar) çok daha derin, dolayısıyla çok daha önemlidir. Nietzsche bize şunu gösterdiydi (ki sanıyorum Dostoyevski’den çok uzakla olmayan bir düşünme hali içinde başına geldi bu): Tanrı öldü. Ama ekledi. Onu siz öldürdünüz. Nasıl kalkacaksınız bakalım bu işin altından. Dostoyevski’nin “Tanrı yoksa her şey mubah” formülünün daha derininde “Tanrı’nın öldürülm esi” yatıyor. Çünkü çok açık. Tanrı bir zamanlar varken şimdi yoksa ya ölmüş olması ya da öldürülmüş olması gerekir. Ama Ecinni- ler’de Tanrı’nın öldüğü düşüncesi ön plana çıkıyor - yokluğu değil. Tanrı hiç yoksa apoletlerim ve yüzbaşılık rütbem olmazdı. Ama Tanrı var idiyse ve şimdi artık öldüyse benim apoletle- rim ve rûtbem ne anlama gelir?
Sayfa 114·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Dostoyevski bir ilktir -onun orada, Saint-Petersburg’da yaşadığını, tutuklanıp kurşuna dizilmesine ramak kaldığını, sürüldüğünü- hep biliriz. Bazı iyi romanlarını salt para kazanmak için parça başı yazdığını da öğrenebiliriz kolayca. (Ve bugün Orhan Pamuk, bir tarafan kendi kötü fantezi romanlarını pazarlamaya çalışırken, diğer taraftan nedendir bilmem oldukça kötü Dostoyevski tercümelerini iletişim Yayınları’nda “sunmaktadır” - ve bu tercümelerde “merdivenin kenarında yere yuvarlandı ve kafasını halıya tok bir sesle çarptı” gibi bırakın Dostoyevski’yi, ortalama bir romancının bile asla telaffuz edemeyeceği bir cümleyi bulabiliyoruz...) O cümleyi bulup yeniden yazıyorum (tercüme etmiyorum, yeniden yazıyorum): “merdivenin kenarına eriştiğinde artık dayanamayıp koyuverdi. Tok bir ses geldi kafasıyla halıdan..."
Sayfa 113·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
İşte Mahmalbal'ın Kandahar filmine bakın - Ne diyordu? İmajları olmayan ülke. Niçin? Çünkü kadınlarını burkalara kapatmış. Bu sosyo-politik gerçeklik yine de filme bir paradoks olarak yansımış bulunuyor (ve hissedebildiğim kadarıyla filmin yönetmeni bunun pek farkında değil): burkalarla Afganistan yaylalarında çekilmiş kadınlar filmin en güçlü ve rengârenk imajlarını oluşturmaktan geri kalmıyorlar, kapatıyorlar onları, onlar ise burka denen giysilerini yeniden ve yeniden icat ederek, renklendirerek, o çok özel erotizm dozunu kendi keyiflerince ayarlayarak cevap veriyorlar. Hayat şu ya da bu biçimde akacaksa ille de akabileceği kanalları üretmek, yeniden üretmek gerekir.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Kant “transandantal” sözünü bambaşka bir manada devreye soktu: dedi ki mese- la havsalanız kâinatın büyüklüğünü kavrayamıyor, o halde sınırlarını aşmaya zorlanıyor ve siz hataya düşüyorsunuz. Kavranamazı kavramak, göremeyeceğinizi görmek, aklınızın alamayacağını akletmek istiyorsunuz - ve bu arzulama yetisinin işidir... Başta bahsettiğim Spinoza için durum çok daha yalındı, çünkü hem Musa’nın duyduğu gökgürültüsü doğal bir olguydu ve ancak onu bir ateşle birlikle işittiğinde girdiği ruhsal durum söz konusu “dini” olguyu açıklayabilirdi. Yani ne gökgürültüsü ne de çalılıklardaki ateş mucizedir... Oysa insanlar Tanrıyı “inanılması gereken" bir merci olarak görmek islediklerinden her taraftan kendilerine “işaretler” (signs) gönderilmesini bekleyip dururlar. Oysa her şey doğanın ezeli-ebedi yasalarına uygun olarak cereyan etmiştir ve her şey gibi Tanrıdan gelir, çünkü Spinoza her şeyin “aşkın” (transandant) değil, “içkin” (im-manent) nedenidir - causa immanens... Her şey Tanrıdan geldiği için onu herhangi bir yerde, bir imajda, bir seste, bu ikisinin “mucizevî" biraraya gelişinde aramak insanların “doğal nedenler” konusundaki cahilliklerinden gelen zorunlu bir yanılgıdır.
Sayfa 98·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Reklam