seçil çilek

Adalet’in elbette ahlâkî, hukukî, siyasî, İktisadî yönleri vardır. Burası doğru! Ancak hepsinden evvel adalet, metafiziğe ilişkin bir kavramdır. İnsanlık ile adalet arasındaki bağa işaret etmem de başka bir şeyden değil, bu ilkeden kaynaklanıyor; yani söz konusu olan metafizik temelli bir adalettir. Çünkü insanlıkı temellendiren bilim ilk felsefe’dir (metafizik/hikmet-i ilahiye); insanı tanımlayan bilim fiziktir (hikmet-i tabiiye), bu insanı araştıran ethik (tehzib-i ahlâk) iken, insanları da hukuk, iktisad ve siyaset (tedbir-i menzil ve siyaset-i medeniye) bilimleri kendisine konu edinir.
Sayfa 64·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Adaletin özü, bu insan’ın farkedişine bırakılamaz; Hz. İnsan’ın ortaya çıkışını beklemek gerekir. Çünkü Hz. İnsan ortada olmadık­ça adalet de ortada olamaz. Adaletin ikamesi Hz. İnsan’ın varlığına bağlıdır; zira Hz. İnsan olmayı başaramadıkça, âdil olmayı da ba­şaramayız.
Sayfa 64·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
İnsan’ı gör(e)meyen bu zihinsel duruşun durduğu noktadan el­bette insanlık görülemez. Bu insan’ın olduğu yerde insan, insan’ın olduğu yerdeyse insanlık görülemiyor, işte sırf bu yüzdendir ki in­sanlıksız bir dünyada ister istemez bu insan da gerçek anlamıyla fark edilemiyor.
Sayfa 63·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Siz, “Asıl matlûbum heman her nesnenin hakikatin bilmektir!” diyen kaç ilahiyâtçı gördünüz? Bilmeyi “bir nesnenin ne idüğün bilmek ve hakikatini anlamak” şeklinde tanımlayan, yani bilmedi­ğini ve anlamadığını itiraf eden, bu itirafı küçülmek değil, bilakis büyümek olarak algılayan etrafı kalabalık kaç bilimadamına rast­ladınız?
Sayfa 38·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
“Kim yaptı ve niçin yaptı?” sorusu bilimin merak alanı içinde değildir. Bilimin merakı özele, parçaya yöneliktir, o bütünü talep etmez; kullandığı yöntemle bütünün görülemeyeceğini bilir çünkü. Fakat düşünme (metafizik) kendisine kimi ve niçini mesele edinir; zaten bu meselesi nedeniyle o, düşün me adını alır. Düşünme bütüne yöneliktir, salt görünür sebepleri değil, se­beplerin sebebini merak eder, görülemeyeni görmeye çalışır, tek tek ağaçlarla değil, ormanladır onun işi. Ağaçları ormanın butunu içinde görmeyi ister; ormanı görmedikçe ağaçları görmüş olmakla yetinmez, yetinemez. Âdeta bir büyücü gibi, bir kâhin gibi hareket eder ve âlemi bir küre hâlinde önüne koyup o küreyi bir bütün hâlinde temaşa etmeye çalışır. Düşünmek, ağaca baktığında tohu­mu, tohuma baktığında ağacı görmektir, hiç değilse bu türden bir görüşe ulaşmayı talep etmektir. Bu âlemin ne idüğünü bilmek, hemen her nesnenin hakikati­ ni bilmek ve dahî o nesnenin hakikatini anlamak arzu ve çabası, düşünme’yi benzerlerinden ayırır. Üçgene derinlik katar, onu priz­ma hâline getirir. Daireye derinlik katar, onu küreye dönüştürür. Düşünme bu yüzden her nesnenin derinliğini, yani hakikatini gör­mek ve anlamaktan ibarettir.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce