Eğer Tanrıyı hoşnut etmek istiyorsan yapmak zorunda ol
duğun tek şey ona inanmaktır” fikrini neden bu kadar kolay kabul ederiz?
İnanmayı bu kadar özel yapan şey nedir? Tanrının iyiliği, cömertliği ya da alçakgönüllülüğü ödüllendirmesi de inanmayı ödüllendirmesiyle aynı
olasılıkta değil midir? Ya da dürüstlüğü? Ya eğer Tanrı, gerçeği içtenlikle aramayı en yüksek erdem sayan bir bilimci ise? Cidden, evrenin tasarımcısı bir bilimci olmak zorunda değil midir?
Pascal’ın Bahsi, sadece Tanrıya inanma numarası yapmanın lehine bir kanıt olabilir. Ve inandığınızı iddia ettiğiniz Tanrı, her şeyi bilme gücü olan türden bir Tanrı olmasa iyi olur yoksa bu dalaverenizi görecektir.
Zayıf zihinleri diz çöktürüp itaat ettiren yaltakçı önyargıla
rın yol açtığı bütün korkuları üzerinden at. Mantığı sandal
yesinde düzelt ve her olay ve düşünce için onun mahkeme
sine başvur. Tanrının varlığını bile cesurca sorgula; çünkü
eğer bir Tanrı varsa, mantığa olan saygıyı gözü kapalı kor
kudan daha çok takdir edecektir.
John Lennon un ünlü şarkısındaki gibi, dinin olmadığı bir dünya ha
yal edin. İntihar bombacılarının olmadığını, 11 Eylülün, İngiliz Metro
Bombalamalarının, Haçlı Seferlerinin, cadı avlarının, mezhep savaşlarının, Hintlilerle PakistanlIların ayrılmasının, İsrail Filistin savaşlarının, Sırp/Hırvat/Boşnak katliamlarının, Yahudilerin “İsa katilleri” diye idam edilmelerinin, Kuzey İrlanda “sorunlarının” hiç olmadığını, din sömürüsü ile televizyonlarda servet kazanan uyanıkların olmadığını düşünün. Tarihi heykelleri havaya uçuran Talibanın olmadığını, kâfirlerin halk içinde kafalarının kesilmediğini, derilerinin bir fiskesini gösterdiler diye kadınların suratına kezzap atılmadığını hayal edin.