Düşünüyorum, dedi, ısısı
olmayan ışık, parıltısı olmayan ışın, arıtılmamış ürünler olarak ne varsa hepsini bir araya topluyorum, onları karıyor ve bitiştiriyorum ve kendi kendimin ilk mevcudiyetsizliğinde, kendimi en şiddetli yoğunluğun bağrında kusursuz bir birlik olarak keş
fediyorum. Düşünüyorum, dedi, kadiri-mutlak bir ışınımın öznesi ve nesnesiyim; bütün enerjisini kendini hem gece, hem de
güneş yapmak için kullanan güneş. Düşünüyorum: Düşüncenin bana eklendiği yerde, ben, kendimi ele geçireceğim her türlü sığınak dışında beni bana saklayan bir başkalaşımla, ne bir azal
ma ne de bir değişiklik olmadan, kendimi varlıktan çıkarabilirim. Düşüncemin özelliği bu; bana -her şey gibi, taş gibi- varoluşa ilişkin güvence vermek değil, hiçliğin içindeki varlığa iliş
kin güvence vermek ve harikulade mevcudiyetsizliğimi bana
hissettirmek için beni var olmamaya davet etmek. Düşünüyorum, dedi Thomas, ve dönüştüğüm bu görünmez, açıklanmaz,
var olmayan Thomas, bulunduğum yerde bundan böyle asla olmamamı ve bunda da esrarengiz bir taraf olmamasını sağladı.
Varoluşum, gerçekleştirdiğim her eyleme karşı, aynı eylemi
gerçekleştirmeyerek meydana getiren namevcut birinin varoluşuna dönüştü tamamıyla. Adımlarımı sayarak yürüyordum ve o
zaman hayatım, betonun içine sıkı sıkıya hapsedilmiş, bacakları olmayan, hareket fıkrine bile sahip olmayan bir adamın hayatı oluyordu. Güneşin altında, güneşin aydınlatmadığı tek adam
ilerliyordu; kendinden kaçan bu ışık, sıcaklık olmayan bu yakıcı sıcaklık, hakiki bir güneşten çıkmıştı halbuki.