Tanrı dedikleri şey, aslında antik çağdaki kabile reisi veya hükümdarın gökyüzüne yansıtılmış halidir.
Bu argüman doğrudur; ancak bu argümanı kuran kişi, O halde gerçek bir Tanrı varsa bile (eğer varsa), o asla bir kabile reisi gibi davranmaz diyerek, kendi zihnindeki Gerçek/Üstün Tanrı modelini oluşturur.
Yani eleştiren kişi, "hükümdar Tanrı" figürünü reddederken, yerine "kendi aklına ve ahlaki değerlerine uygun, daha sofistike ve aşkın bir Tanrı" figürü koyar. Bu da aslında "Tanrı'yı insanlaştırma" sürecinin bir başka formudur.
Başkalarını yönetmek için gereken rasyonalite ,insanın kendisini yönetmesi için gerekenle aynıdır .Plutarkhos'un Deneyimsiz Hükümdar 'a Risale'de belirttiği de budur :İnsan ,eğer kendini yönetemezse başkalarını da yönetemez .Pekiyi yöneteni yönlendirecek olan nedir ?Bunun yanıtı kuşkusuz "yasa"dır;ancak, bunu yazılı yasa olarak değil de,daha çok yöneticinin ruhunda yaşayan ve onu asla terk etmemesi gereken akıl ,yani logos olarak görmek gerekir.
Modern yaşam trenle bir yolculuktur. Yolcular pis
kokulu koltuklarında dönüşüme uğrar ya da
vagondan vagona sallanarak dolanırlar; bitmeyen bir dönüşümün esiri olarak. Parçalanmış arkayüzünün, hareketli bir vitrinler,tabelalar, sokaklar, binalar görüntüsü sunduğu kentleri
yardığımızda kaçınılmaz gelişme başlangıca doğrudur (istasyonların hepsi bir örnektir). Kimi zaman başka araçlar, kapalı dünyalar, vakumlar, öne geçmek ya da sonsuza kadar geride kalmak
üzere yanıbaşımızdaseyahat ederler.