Zulmün, insanlık tarihini açıklaması için yetkilendirilmiş
olabilecek önemsiz ya da doğal bir zorbalıkla hiçbir ilgisi yoktur; kültürün bedenlerde işleyen ve onlara kazınan hareketidir o, saban sürmektir. Budur işte kültürün anlamı. Bu kültür, ideolojinin hareketi de değildir: aksine, üretimi arzunun içine zorla yerleştirir ve buna karşın
arzuyu toplumsal üretim ve yeniden-üretim içine zorla
sokar. Çünkü ölüm, ceza ve işkence dahi arzulanır, ve üretimin kendisine aittirler.
İnsanları ya da onların organlarını toplumsal makinenin parçalarıyla çarkları kılar. Gösterge, arzunun
konumudur; ama ilk göstergeler, sancaklarını bedenlere diken yerliyurtlu göstergelerdir. Ve eğer et üzerindeki bu kazıma bir "yazı" olarak adlandırılacaksa, o zaman
sözün aslında yazıyı gerektirdiğinin, ve insanı dil kullanımına muktedir kılıp ona bir söz hafızasını verenin kazınmış göstergelerin bu zalim sistemi olduğunun söylenmesi gerekir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Eğer insan türü hayatta kalırsa, kuşkum o ki geleceğin insanları geri dönüp aydınlanmış çağımıza tam bir karanlık dönem olarak bakacaklar. Bu durumdaki ironinin
tadını da şüphesiz ki bizden daha eğlenceli bir şekilde çıkaracaklar. Alay konusu olan biziz. Bizim "şizofreni" olarak adlandırmış olduğumuz şeyde oldukça sıradan
insanların sözcüsü olarak-kapalı zihinlerimizdeki yarıklara dolan ışığın içinde bulunduğu biçimlerden birini görecekler . . . Delilik kaçınılmaz olarak çöküş değildir; bir atılımdır da . . . Ego kaybının aşkınsal deneyimini yaşayan birey, dengesini farklı tarzlarda yitirebilir ya da yitirmez.
Öyleyse ona deli olarak da bakılabilir. Ancak deli olmakla
ille de hasta olunmaz; bizim kültürümüzde bu iki terim
birbirini tamamlıyorsa da . . . Bizim sahte zihinsel sağlı
ğımızdan hareket edildiğinde her şey belirsizdir. Bu sağlık hakiki bir sağlık değildir. Diğerlerinin deliliği hakiki bir delilik değildir. Hastalarımızın deliliği, bizlerin ve
onların kendi kendilerine sebep olduğu yıkımın bir ürünüdür. Hiç kimse hakiki delilikle karşılaştığımızı da, akıl sağlığımızın yerinde olduğunu da zannetmesin. Hastalarda meşgul olduğumuz delilik, şu yabancı bütünlemenin doğal yoldan iyileştirilmesinin inceliksiz bir taklidi, tuhaf bir karikatürü, bir kurnazlıktır. Hakiki zihinsel sağ
lık, normal egonun şöyle veya böyle bir çözünümünü
zorunlu kılar. "
Yabancı bir toprakta yatıyor
Yalnız bir asker, bilinmeyen bir mezar
Son sözlerinde bir dua ediyor
Dünya'ya Paschendale'yi anlatın diye
Onun tüm yaşadıklarını yeniden yaşayın
Ruhunun son paylaştıklarını
Mermileriniz onun gözyaşlarıyla pas tutar
Size anlatayım onun yaşadıklarını
Kanla dolmuş bir siperde yerde yatıyorum
Kendi ölüm zamanım gelene dek zaman geçirerek
Yüzümde düşen yağmuru hissedebiliyorum
Arkadaşlarımı bir daha asla göremeyeceğimi bilerek
Dumanın, çamurun ve kurşunun içinde
Korkunun ve dehşetin kokusunu alıyorum
Az sonra siperi aşıp gitme zamanı
Bir yaylım ateşi ve hepimizin sonu
Islık sesleri, haykırışlar ve daha fazla silah ateşi
Dikenli tellerin üzerinde asılı kalmış cansız bedenler
Savaş alanı kanlı bir mezardan başka bir şey değil
Yakında ölü arkadaşlarımla yeniden bir araya geleceğim
Askerlerin çoğu on sekiz yaşında
Çamurda boğulmuşlar artık göz yaşı dökmüyorlar
Kuşkusuz kimsenin kazanamayacağı bir savaşta
Öldürme zamanı başlamak üzere
Arzu eğer bastırılıyorsa, bunun nedeni onun anneyi elde etme ve babayı öldürme arzusu olması değildir; aksine, arzu ancak bastırıldığında bu hale gelir,
bu maskeyi sadece, kalıp çıkarıp onun suratına yapıştı
ran bastırmanın etkisi altında takar.
Yasa bize şöyle söyler: annenle evlenmeyeceksin ve
babanı öldürmeyeceksin. Ve biz uysal özneler kendi ken
dimize şöyle deriz: öyleyse benim istediğim buydu!