İftar sofralarını protesto etmekle işe başla! Hani şu lüks restaurant- larda, beş yıldızlı otellerde, dindar haramzadelerin sofralarında verilen
o şa’şalı, o debdebeli, o tantanalı, o kallavî iftar sofraları var ya, önce nefsini o fısk dolu iftarlardan koru, o masalarda iftar yapmaktan utan,
o iftar tarzının orucunun hakikatini bozacağından emin ol! Sonra o fısk
sofralarına bir taş at da bak bakalım, şeytanın asırlardır açıkta kalan o
tek gözü bu sefer gerçekten de kör oluyor mu, olmuyor mu?
Yapacağın en son şey, ey talib, şeytanı hafife almak olsun!
Şeytanını!
Şeytan denince, o mücerred, boynuzlu, kuyruklu, sürme gözlü
mahluku tahayyül edersek, taşlamak deyince de yerden küçük küçük
taşlar toplayıp bir mahalle atmayı anlarsak, acaba nefsimizden Şeytan’ı
uzaklaştırmayı başarabilir miyiz?
Dine karşı asıl hürmetsizliği yapanlar, kalabalığın taptığı tanrıları tanımazlık edenler değil, bilakis tanrılar hakkında kalabalığın inandığını
tasdik edenlerdir.
Psikiyatri... en yeni din!
Kimin deli olduğuna, kimin olmadığına karar veren bir din. Akıllı
ile deli arasındaki sınırı çizen bir din. Toplum üzerindeki iktidarın yeni
tezahürü. Bir bakıma yeni mutabakat, yeni hakikat.
Sadece Psikiyatri midir gerçeğin ne olduğunu, hangisi olduğunu
belirleyen? Peki Hukuk? Hukuk da gerçeği tayin etmek iddiasında değil
midir? Hangi iddianın, hangi davanın gerçeğe mutabık olduğunu?
Bir bakıma öyledir, çünkü her iddia kanıtlandığı takdirde gerçeğe
dönüşür, ve kanıtlar gerçeğin teminatıdır. Adalet ise gerçeğin öbür adı. Mutabakatın. Bulunandan çok aranılanın.Hukukta gerçek yoktur, sadece kanıtlar vardır!
Dolayısıyla gerçek, en nihayet, toplumun kabullerinden ibarettir ve
kesin olamaz. Kesin değilse güvenilemez. Bu üstesinden gelinemeyen kuşku da insana gerçek denilen şeyin pekâlâ toplumun kabullerinin dışında da aranabileceğini gösterir