İnsan hayatında bütün mevzuların yıllar önce dönmesi ilginç tabii. Yıllar önce olup biten her şeyin gözlerinin açık olması da. Ne adım atsan, kimle yatsan, hangi kalabalığa dalsan görür seni geçmiş. Bir gün bir yerde bir şey çıkmıştır ağzından, sahi sanılmıştır. Duyanlar inanmıştır. Birebir inanılmıştır, beşe beş inanılmıştır; o gün orada söyleyiverdiğin şey bir hayat kurmaya başlar sana. Sen öyle demek istememişsindir, eh öyle anlaşılmıştır. İşte sen bir keskin uykuya daldığında, başkası döner oraya, o zamana, yeniden dinler seni. İnandığı; ağzından çıkan şeyi yeniden duyar.
Bilmiyor, bilemiyor insan; neden böyle dargın olduğunu, sonra yeniden öğreniyor yeniden, öğretiyor hayat. Herkesin boşluğu uzay değil elbet; herkesin dalgınlığı sonsuz…
Yetmiyor be insanın hayatı; en çok beklemeye, durup beklemeye yetmiyor. Bir değişmeyen o var ama, o uzun bakmak geçmişe. Büyüyünce insanı başkalarını kandırmaya sevk eden o uzun bakmak.
Kusursuz ama sancılı bir şey anlaşmak. Aslında sevmek üzereyiz; dünyanın ağzında, yeniden bir hayat. Uydurulmuş, biçimsiz, bizim olmamış bir hata. İyi bildiğimiz kış.