Geçen sene mi neydi, bir mektubunda sana bir sırrımı vereceğim yazmış. Ay nasıl heyecanlandım, bayılırım biri bana gizli bir şeyini söylesin, ben de gidip onu başkasına söyleyeyim. Dedim dur bakalım bizim Emin'den ne sırlar çıkacak. "Bazen" demiş, ay bak sinirim bozuldu, anlatırken bile gülesim geliyor... "Bazen" demiş, "evden camiye diye çıkıyorum, arkadaşın tamirhanesine okey oynamaya gidiyorum Çiğdem." Sırra bak, sırra. Umarım beni ayıplamazsın, demiş sonra, döşemiş gerekçesini. Kahkahalarla okudum. Ay dedim kendi kendime, ay Emiiiin, iyi ki terk etmişsin beniiii.
Düşünsene böyle bir adamla evlisin, adamın senden sakladığı bir sır var, o da camiye diye çıkıp okey oynamaya gitmek. Sıkarsın boğazını iki günde...
Öncelikle Emin'i düzelteyim. Orkide çiçek açmadı aslında.
Emin sevinsin diye "Açtı" dedim. Doğruyu söylemek gerekirse benim evde orkide morkide yok. Çiçek yok. Kendime bir de onun bakımını yük edinemem. Orkide bakacak olsam çocuk doğururdum ben. Hiç değilse gösterdiğim ilgi alaka bir işe yarardı.
Çiğdem'in orkidesi çiçek açtı bu hafta, kesin çiçek vermeyecek ama yine de budadım demişti, iddiaya girmiştik, ben kazandım. Hem de iki kere kazandım. Çünkü benim hayalimde çoktan açmıştı çiçek.
Dükkâna girince kahveciye iki sade kahve söyledi abim.
Ne kahvesi yaa içirdin bana narlı portakal suyunu, kahveyi nasıl içeyim ben şimdi? İçmem desem buna da takılacak, "Sen de hiçbir şey içmiyorsun" diyecek. İçsem mideme dokunacak, bu sefer de "Senin de ne biçim miden var" diyecek. "Normalde kahve içiyorum ama nar suyunun üstüne kahve içemiyorum" desem mevzu uzayacak, hadi diyelim mevzuyu da uzatmadık, bu sefer de "E içmeseydin madem oğlum dokunuyorsa" diyecek. İşyerinde olsam şimdi mimarla kahvelerimizi içiyorduk.Böyle tatavası olmayacaktı işin.