Akşam olur, kırlık bir yerde rüzgar eser ve tenha asfaltta tek başına bir elektrik feneri yanar. İnsan, o rüzgarı garipser; fenerin yalnızlığını ta içinde duyar; o, fener değil de bir insanmış, garipmiş, öksüzmüş sanır. Dalgın dalgın yürür gider. Çok sonra, uzaktan kentin ışıkları görünür. Bir taksi geçer. Arkasındaki kırmızı ışıklar bir yanar bir söner. Ama o tek başına yanıp duran fenerin getirdiği kırık duygu kaybolmaz
Herkesin yaraları kapanıyormuş, öyle diyorlar. Cezaevlerinde kimse kalmadı. Tüm özgürlüklere kavuşmuş bir ülke burası artık- sevmezdin özgürlük sözcüğünü, onun için hani benim özgürlüğüm, diye sormuyorum. Güzel konuşan, parlak bir başbakanımız var, kendinden öncekilere hiç benzemiyor. Peki, o başbakan olsun diye mi öldün sen?