Zira etrafındaki insanların birtakım duygu yanılsamalarını aşk olarak görmesi, midesinde her zaman garip bir sancı oluştururdu. Onların yaşadığı aşk falan değildi. Yaşadıklarının ne olduğu umurunda da değildi. Adam için aşk acayip bir şeydi, içtikçe susatan, yedikçe acıktıran, tükettikçe yaratmasına neden olan, yeryüzündeki en paradoksal süreçti. Kesinlikle bir keyif halı değildi yani. Acı ile zevkin garip bir karışımı söz konusuydu.
Emma'ya öyle geliyordu ki, ancak bir toprağa mahsus ve başka yerde tutunamayan fidanlar gibi, saadet yetiştirmek de dünyada yalnız bazı memleketlere vergidir.