"Batıl inançlı insanları severim. Çünkü yeryüzünde öyle çok açıklanmamış şey var ki, onları esrarengiz olarak kabullenmek, açıklamaya çalışmaktan daha iyidir. Hayaleti ermişten daha çok severim: Hayalet eğlencelidir."
Holden Kitap gerçekten çok değerli eserlerin çevirilerini yapıyor. Yayınevinden okuduğum tüm kitaplar bana farklı geliyor, başka bir keyifle okuyorum.
Avustralyalı yazar Tim Winton'un "Çoban Kulübesi" de bunlardan biri. Sorunlu bir baba, dayak yiyen, hırpalanan ve sonunda hastalığına yenik düşerek hayatını kaybeden bir anne ve tüm bunların sonucunda da sorunlu bir çocuk. Belki çoğumuz hikayeye yön verenin baba oğul çatışması olduğunu düşünmüştür ama ben öyle düşünmüyorum. Çünkü burada bir çatışmadan daha çok alkolik, kaba bir baba tahakkümü var. Bu da doğal olarak ana karakterimiz Jaxie Clackton'ın babasına olan düşmanlığını doğuruyor. Her şey evlerinin müştemilatinda babasının kazayla öldüğünü gören Jaxie'in kaçışıyla başlıyor. Okulunda da sorunlu olduğu ve yakın çevresince babasına olan nefreti bilindiği için babasının ölümünden sorumlu tutulma olasılığı onu bu kaçışa zorluyor. Yanına birkaç konserve, su şişesi, tüfek alarak Avustralya'nın zorlu sıcağında ve doğasında türlü engellerle karşılaşmak pahasına Kuzey'e doğru yola çıkıyor. Amacı ise hem kuzeni hem de sevgilisi olan Lee'nin yaşadığı şehre ulaşmak.
Uzun ve yorucu yürüyüş sonrasında ulaştığı bir çoban Kulübesinde, münzevi bir hayat yaşayan, sürgün edildiğini söyleyen Irlandali bir rahiple karşılaşıyor.
Aralarındaki ilişki birbirlerini tartmakla başlıyor, birisi yaşını almış diğeri henüz yaşamının başında iki karakterimiz belki de birbirlerinin acılarına, yalnizlıklarına merhem oluyor. Ama aralarinda hep bir şüphe var. Dini inançları kuvvetli olmayan Jaxie ile Tanrı'yı sorgulayan rahip. Jaxie oldukça deneyimsiz, argo konuşan bir genç. Avlanmayı ve baba mesleği olan kasaplığı biliyor ve bir başınayken de bu şekilde hayatta kalıyor. Bu ikisi arasındaki ilişki biz okurlara var olmanın ve hayata tutunmanın bir