Piraye – Can Borcu
Bu kitap sadece Lara’nın hikâyesi değil; aslında hepimizin hikâyesi. Toplumun “başarılı ol, öne geç, daha iyisini yap” baskısı yüzünden nefessiz kalmış herkes kendinden bir parça bulabilir.
Lara, hayatını bir yarış pistine çevirmiş bir kadın. Başarı, rekabet, kontrol... Ama bütün bunların ardında, sevilmek isteyen ve “kendisi olmanın yeterli olduğuna” hiç inandırılmamış küçük bir çocuk var. Can Borcu, işte bu çocuğu bulmak için çıktığı yolculuğun romanı.
Kitapta Human Design (İnsan Tasarımı) kavramına da yer veriliyor. Benim için farklı, derin ama bir o kadar da düşündürücü bir analiz oldu. Okurken şunu düşündüm: Hepimizin hayatında Cemo gibi biri olmalı. Çünkü Lara’yı zihnindeki acılardan ve engellerden kurtaran, aslında Cemo ve çevresi oldu. Kitap boyunca güçlü bir “kendin ol” vurgusu var. Roman formunda başlayıp yavaş yavaş kişisel gelişime akan bir yapısı var. Sayfalar ilerledikçe kendi yaralarınla ister istemez yüzleşiyorsun.
Beni etkileyen pek çok konu var: Tövbelemek (sadece pişmanlık değil, yeniden yön bulmak, kalbi temizlemek), nefes genişliği, dikey ve yatay yükselme, Allah’a yakınlaşma arzusu (ceza ve dayatma üzerinden değil, sevgiyle), “Aşk olsun” diyebilmek (kırılmak yerine sevgiyi seçmek, tepki göstermek yerine bekleyip sevgiyle ifade etmek.), anda kalma teknikleri (“5 kokla, 5 gör, 5 duy” ile zihinde kaybolmak yerine anın güzelliklerini fark etmek.)
Kitap bana şunu hissettirdi: Bazen mantık diye kabul ettiklerimiz aslında bize öğretilmiş kalıplar olabiliyor. Oysa huzursuzluk hissediyorsak kalbimizi dinlememiz gerek. Can Borcu bunu tekrar tekrar hatırlattı.
Okurken hem huzur buldum hem de kendi yanlışlarımı fark ettim. Her şey mantığıma yüzde yüz oturdu mu? Hayır. Ama yine de öğrendiğim, hayatıma katacak çok şey oldu. Yol