Günün en güzel kış akşamlarında battığını ve az geçilmiş patikaların keşfedilmemiş güzelliklere çıktığını öğrendiğim kitap.
"Herkes doğayı çok sevdiğini söyler, ama onu bir manzara olarak görmenin ötesine geçip gerçekten özümsemeyi başarmak, şehrin konforunu terk edip doğanın koynunda yaşayabilmek büyük bir cesaret ister."
İşte kitap bu paragraf üzerine yazılmış gibidir, sonunda doğayla karşılaştığınızda onun sadece bir görselden ibaret olmadığının farkına varacaksınız.
Tabiata, bizimle birlikte yaşayan eşsiz canlılara duyulan saygıyı, hepimizin aynı havayı soluduğunu aynı gökyüzü altında yaşadığımızı özümsemeyi insanın birincil görevi olarak görmek büyük bir farkındalıktır.
Bu kitapta tüm yaşamını geride bırakıp Bodrum'a yerleşip, orada kendine sıfırdan bir yaşam ve bahçe kurmasını anlatıyor.
O bahçede yaşamın sadeliği ve dengesini, yalnızlığın üretkenliği ve ilhamını keşfediyor. Ağaçlar ve çiçeklerle sabrı ve bilgeliği öğreniyor.
Doğaya hayran biri olarak incelemeyi 1854 yılında ABD başkanının Kızılderililerden toprak istemek amacıyla yazdığı bir mektubuna karşılık Kızılderili reisi Seattle'nin yazdığı mektubu paylaşmak istiyorum.
"Kan bir aileyi nasıl birleştirirse, her şey birbirine öyle bağlıdır. Yaşamın dokusunu insan yaratmadı. O, o dokunun içinde iplikçiktir. Siz o dokuya ne yaparsanız aynısını kendinize yapmış sayılırsınız… Bize ait olmayan suların berraklığını, rüzgarın tazeliğini size nasıl satabiliriz? Bu toprakların her zerresi, ağaçlardaki yaprakların her biri, ormanlardaki hayvanlar, böcekler, benim halkım için mukaddestir. Fakat bize ait olduğunu hiç düşünmedik. Çünkü biliyoruz ki toprak insana değil, insan toprağa aittir. Güzel kokulu çiçekler bizim kız kardeşlerimiz, atlar, geyikler, kartallar ve buffalolar bizim kardeşlerimizdir. Yalçın kayalar,