10/10
·215 syf.··
2026 68. kitabı
Jeanette Winterson’dan daha önce “Vişnenin Cinsiyeti” ve “Tek Meyve Portakal Değildir”i okumuş ve ikisini de sevmiştim. Ancak yazara bayılmam bu kitabıyla oldu. Otobiyografik bir anlatı “Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın”. Winterson, henüz altı aylıkken aşırı dindar ve aile içi ilişkileri de epey tuhaf insanlar tarafından evlat edinilmiş; hem yoksul hem de çok sevgisiz, gaddar bir ortamda büyümüş. Hakikaten bir kurguda ya da filmde görseniz “Bu kadarı da olmaz canım” diyeceğiniz şeyler yaşamış. Büyüyüp cinsel yönelimini keşfettiğinde de çok genç yaşta evden ayrılıp kendi imkanlarıyla okula devam etmek zorunda kalmış. Çocukluk ve gençliği boyunca kütüphaneden alfabetik sırayla okuduğu, eline geçen her parayla gizlice alıp yatağının altında biriktirdiği kitaplara sığınmış kendini sağaltmak için. İşte tüm bunları ve bunların iç dünyasındaki yansımalarını anlatarak başlıyor yazar. Ardından yetişkinlik döneminde yaşadığı ilişkiler, çocukluğunun bagajlarıyla baş etme mücadelesi, sevmeyi ve sevilmeyi öğrenme çabası, yazarlık yolculuğu ve kitaplarıyla devam ediyor. 1980’ler İngiltere’si, özellikle doğup büyüdüğü, dünyanın ilk sanayileşen şehri Manchester’ın sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısı da anlatıda kendine yer buluyor. Anneyle kurduğumuz ya da kuramadığımız bağın nasıl kaderimiz haline geldiği, sevmeyi nasıl öğrendiğimiz, çocukluğun nasıl tüm hayat yolunu şekillendirdiği üzerine çokça düşündürüyor Winterson. Okurken azmine saygı duyuyor, yaşadıklarına üzülüyor, her şeye rağmen beslediği umuda gıpta ediyor ve parlak zekasını gösteren mizah anlayışına bayılıyorsunuz. En sonunda biyolojik annesinin ardına düştüğünde vurucu tespitleriyle son darbeyi indiriyor okura. İç dünyasını o kadar şeffaf, samimi bir şekilde açıyor ve kendiyle hesaplaşmasında öyle dürüst ki tüm
Normal Olmak Varken Neden Mutlu OlasınJeanette Winterson · Sel Yayıncılık · 2015848 okunma
okuyucuya trip atan katil+deus ex machina hürmetine dönen kurgu
1/10
·480 syf.··
2026 2. kitabı
·
137 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 20:43
Merhabalar, ben Sülde. Oyuncak Müzesi yazardan okuduğum ilk kitap dolayısıyla bu kitap, yazarla tanıştığım kitap oldu. Keşke olmasaydı. İncelemelerim SPOILER a.k.a SÜRPRİZ BOZAN içerir daima. Bunu bilerek lütfen bu incelemeyi okuyun. Kitap Yerme Geceleri formatında kitabı toplam 3 saat boyunca eleştirdiğim podcast'e ulaşmak için linke tıklayınız; Birinci Kısım: youtu.be/AjVkDd1RzkA İkinci Kısım: youtu.be/YnsXE_ZNtL8 Kanal adım: benSülde Başka kitapların yerme videoları da mevcut! 1) Deus Ex Machina Deus Ex Machina nedir? Karakterlerin bir olaydan tanrısal bir müdahale ile kurtulmasıdır kısacası. Ededbiyat ve sinema sektörünce 'zayıf yazarlık' eleştirisi yapılırken kullanılır. Bu kitap da buram buram Deus Ex Machina kokuyor. Ne hikmetse katilimiz için şans daima yaver gidiyor. Birisini mi öldürecek? Kameralar yok ya da çalışmıyor, oradan kimse geçmiyor, polis soruşturmuyor, DNA örneği alınmıyor. Yahu çok komiktir, bir noktada Nate-Rose Cierra ikizlerinin evine gidiyor parti için ve orada üç kişiyi öldürecek. Üst kata çıkıyor ve banyodaki dolaptan insanların sindirim sisteminden kanına 5-10 dakikada karışabilecek bir kimyasal (yazar o kadar tembel bir yazarlık örneği sergilemiş ki bize ne olduğunu bile söylemiyor) bulup shot bardaklarına atıyor. Yani sen ilk defa gittiğin bir evde orada ilaç bulacağını nereden bildin, öyle bir kimyasal olmasaydı o insanları nasıl öldürecektin? Yok, hiçbir cevap yok. Çünkü Deus Ex Machina!!! 2) Çehov'un Silahı Çehov der ki eğer bir oyunun ilk perdesinde duvarda bir silah asılıysa oyunun ikinci perdesinde o silah patlamalı. Meali: sen bir karakter, olay ya da özellikten bahsediyorsan bunun kurguda işlenmesi ya da yararlı olması gerekir. O zaman Oyuncak Katili'nin Lexa'nın evine girip çıkıyor olmasının olayı
Oyuncak MüzesiEmre Gül · Guardian Yayınları · 20241,730 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·238 syf.··
2026 2. kitabı
Postmodern felsefe romanı başlığında ele alınabilecek bu eser, herkese hitap etmeyebilir. Çünkü bu kitabı okurken daha fazla keyif almayı sağlamak için postmodern edebiyatı, geleneksel edebiyattan ayıran temel özellikleri bilmek ve bazı felsefi konular hakkında temelimiz olması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca işlenen felsefi temaları zihin dünyasında tüketen okurlar için de bağlayıcı bir kitap olmayabilir. Yazar, çeşitli postmodern yazım tekniklerini, kısmen mizahi bir dille tarihi bir arka planda ustalıkla kullanmıştır. Bu dokuda gösterdiği maharet bence hikâyesinden daha kuvvetli. Geleneksel edebiyata ait romanlarda yazar bütün kurguya hakimdir. Karakterlerin iç dünyalarından dış etkenlere kadar vermek istediği her şeyi kurgu içerisinde aktarır ve bu tarzda yazılan bir kitabı bitirdiğinizde kurgusal dünyada olduğunuzu doğrudan idrak edersiniz. Postmodern romanlarda durum biraz daha farklıdır. Gerçeklikle kurgunun ayrımı net bir şekilde yapılmamıştır. Romanın karakteri, dördüncü duvarı aşıp yazarla veya okurla doğrudan konuşabilir ya da yazar okuyucuya karşı her konuda dürüst davranmayabilir. Kitabın içerisinde yazar kendi benliğiyle doğrudan var olabilir. Örneğin bu kitapta İhsan Oktay Anar, Uzun İhsan Efendi karakteriyle kendi analojisini ortaya koymuştur. Adının İhsan olmasından tutun karakterin fiziksel özelliklerine kadar yazarı andırmaktadır. Romanda sürekli düşler gören Uzun İhsan Efendi’nin maddi kaynağı olmasa da parası hiç bitmez. Yüzünü kesmesine rağmen canı yanmaz. Gözleri kör edilir, kulakları kesilir ama hâlâ görmeye ve duymaya devam eder. Çünkü roman, ana karakter aracılığıyla yazarın üzerinden devam eder, etmek zorundadır. Gerçekle roman dünyası arasında şeffaf bir çizgi vardır. Bu sayede yazarla okur arasında tatlı bir oyun başlar. Kitaptaki Bünyamin
1000Kitap
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
10/10
·590 syf.··
2026 17. kitabı
·
88 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 19:56
Tadı damakta bırakan efsane bir kitap. Okudukça gözünüzde canlanan olaylar o kadar şeffaf anlatılmış ki. Çok beğendim. Siyerin roman tadında olması da ayrı bir tat kazandırmış.
Hz. Muhammed (sav) için Bülbülün Kırk Şarkısıİskender Pala · Kapı Yayınları · 202413,5bin okunma
9/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 22:30
“Kim bilir?Kalbimiz kırıldığında,nasıl kırıldığına dair her türlü teoriyi biz uydururuz;oysa onu yere düşüren bizizdir.” Ya hayatınızdaki her şeyi ikinci kez yaşama şansınız olsaydı?Bu size ne hissettirirdi,hayatınızda neleri değiştirmek isterdiniz?Ya da en can alıcı soru,bunu gerçekten ister miydiniz? Sekiz yaşındaydı Alfie böyle bir gücünün olduğunu öğrendiğinde.Anneciği ölüm döşeğindeyken.Herhangi bir anı geri alabilir ve yeniden yaşayabilir.Ama bir şartla;ikinci denemenin sonuçlarını iyi ya da kötü kabul etmek zorunda..Ve tabii ölüm;ölümü değiştiremez.Birinin vakti geldiyse,gelmiştir! Bir kumarhanedeyiz,yıllar önce ya da yıllar sonra..Kahramanımız Alfie ardı ardına üç kez şans numarasını tutturup milyonlar kazanıyor.Bu şüpheli kazançta bir hile olduğunu düşünen Dedektif La Porta sorgusu ile hikayemiz başlıyor.Ve Alfie’nin,çantasından üstünde ölürsem okunsun yazan bir kompozisyon defteri çıkarıp masaya koymasıyla tüm hikayeyi Dedektif ile beraber öğreniyoruz.Gianna’ya olan aşkını ve yeteneğiyle birleşince verdiği yanlış kararları da..Yanlış kararların geri alınamadığını da.. Belki de Milyonlarca ‘bir kere daha’cümlesi..Milyonlarca farklı alternatif. Kulağa başta harika geldiğinin farkındayım;ama içten içe öyle olmadığını anlıyoruz.Ağır bir sorumluluk değil mi sizce de?Sürekli geçmişi düşünmek,hataları silme rahatlığı,geleceği kontrol etme gücü ve bu rahatlıkla yaşama insanı yıpratabilecek ağır bir durum gibi geliyor bana.Hayatın değeri hataları silebilmemizde değil de onlarla birlikte yaşamayı öğrenebilmemizde değil midir sizce de?Deneyimlerimizde yani? Baştan sona kendime sorular sorduğum inanılmaz akıcı bir kitaptı ve en çok neyi sevdim biliyor musunuz?Alfie’nin mükemmel bir karakter olmamasını.Oldukça şeffaf,doğrularıyla yanlışlarıyla,kusurlarıyla
Bir Kere DahaMitch Albom · Destek Yayınları · 202641 okunma
İmkansızın Şarkısı'na Alternatif Bir Bakış
6/10
·374 syf.··
2026 4. kitabı
İlk Haruki Murakami kitabımdı. Başka bir kitabıyla başlamayı isterdim. Olayları betimleyip anlatışı inanılmaz akıcı. Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın havasını taşıyor ki kitapta da buna birçok atıf var; konuşmasının Holden'a benzetilmesi, atlıkarınca imgesi, toplumsal norm ve akran eleştirileri, erkek yurdunda kalma ve toplumdan dışlanan oda arkadaşları gibi. Murakami de bu kitabı Japoncaya ilk çeviren kişi olmuş zaten. 68 kuşağının ve Beat kültürünün Uzak Doğu'ya yansıyışını görsek de benim yorumuma göre o zaman ve konumda yeterince sindirilememiş bir kültür ya da benim beklentim aksi yöndeydi. Oldukça şeffaf olan ve iki boyuta indirilmiş karakterleri bir arada barındırırken olayların gidişatındaki anlamsızlıklar eninde sonunda psikolojik çözümlemelerle mantıklı bir zemine oturtuluyor. Ta ki kitabın sonuna kadar. Kitabın sonu olsun bitsin, hadi bir şekilde bağlayalım aceleciliğiyle yazılmış gibi hissettirdi. Reiko karakterine gelecek olursak, bu karakterden başından beri şüpheliyim. Anlattığı mitomani kız hikayesi, Naoko'nun ölümünden sonra sadece ona giysileri için bir not bırakışı vs. Sonuç olarak rehabilitasyon merkezinde tedavi olmayı amaçlayan bir kadın ve son zamanlarda Watanabe ile sadece o mektuplaşıyor. Anlattığı o mitomani kız kendisi olabilir veya olayları çarpıtıp istediği yönde manipüle edebilir gibi bir his uyandırdı içimde. Yazarın böyle bir şüphe uyandırma amacı veya olayları açık uçlu bırakma amacı var mıydı bilemiyorum ama durumları soru sormaya imkan vermeden hızlı bir şekilde açıklığa kavuşturması bana böyle hissettirdi. Sizin yorumunuz nedir?
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma