Zülfü Livaneli’nin Bekle Beni, tanıdık bir vicdan hattında ilerliyor: 60–70’lerin aydınları, işkence, sürgün, suskunluk ve geçmişle hesaplaşma. Bu hat sahici; fakat roman, bu sahiciliği yeni bir edebi risk üretmek için kullanmıyor. Okuru sarsmak yerine, bildiği bir acının etrafında dolaştırıyor. Tanıklık anlatıya dönüşüyor ama anlatı, okurun estetik beklentisini ileri taşımıyor. Bu yüzden metin “kötü” olduğu için değil, fazla tanıdık olduğu için yoruyor. Tanıklık kıymetlidir; ama edebiyat, tanıklığın konforuna yerleştiğinde okuru ileri çağırmayı bırakır. Romanı bitirme motivasyonu çoğu yerde meraktan değil, yazara duyulan saygıdan besleniyor; okur, metni değil yazarı yarım bırakmamaya çalışıyor.
Ayrıca;
Romandaki Hayalhane bölümünde (Sayfa 61) Endymion’un “kaderini bilmekle cezalandırılan” bir figür gibi sunulması mitolojik açıdan sorunlu. Klasik mitolojide Endymion’un kaderi bilgiyle değil, zamansızlık ve sonsuz uyku ile ilgilidir; geleceği bilmekle cezalandırılan figür Kassandra’dır. Metinde bunun bilinçli bir metafor kaydırması olduğuna dair açık bir işaret bulunmadığı için, özellikle mitolojiye hâkim olmayan okur ya da dinleyici için bu ifade yanlış bir öğrenmeye dönüşebilir. Derin metaforlar, sınırları görünür kılındığında derindir; görünmez bırakıldığında, edebiyat düşünceyi çoğaltmak yerine hafızayı bulanıklaştırır. Metinde mitolojik bir kaydırma yapıldığına dair bir iz, işaret yada açıklama bulunmaması benim açımdan son derece kusurludur.
Son Söz;
Bir roman, doğru tarafta durduğu için mi güçlüdür; yoksa okuru rahatsız edecek yeni bir risk aldığı için mi?