Kitapta kayınvalide karakterinin zaten baştan sona kötü kalpli biri olması, yaptığı hiçbir şeyi sorgulamamama neden oldu. Onun kötülüğü çok netti. Ancak Nazan’ın davranışları ilerledikçe bende ciddi bir iç sorgulama yarattı. Okurken sık sık “Eh be kadın, insan hiç mi görmez? Gözüne perde mi indi? Bu kadar kötülük fark edilmez mi?” diye kendi kendime söylendim.
Özellikle Naciye’ye uyup büyü işlerine karışması beni çok düşündürdü. Nazan gerçekten kalbi iyi bir insan mıydı, yoksa sadece kendi hâlinde, kim nereye çekerse oraya giden biri miydi? Bu noktada yazarın karakteri bilerek gri bir alanda bıraktığını düşünüyorum.
Benim için kitapta en dürüst ve en şeffaf karakter Neriman’dı.
En azından düşündüğünü, hissettiğini diğerleri gibi dolandırmadan olduğu gibi yaşıyordu. Bu yönüyle bana en gerçek gelen karakter o oldu.
Hikmet ve Nihat’ın kızlarına karşı bakış açıları ise gerçekten sinir bozucuydu. Üstelik insanı asıl sarsan şey, bu zihniyetin sadece geçmişe ait olmaması. Günümüzde bile kadınlara yönelik benzer algıların hâlâ varlığını sürdürmesi, kitabı daha da can yakıcı kılıyor.
Kitabı bitirdiğimde en net hissettiğim şey şuydu: kör cahillik, insanın başına her türlü felaketi örüyor.
Romanın işleyişinde özellikle Nazan’la ilgili bölümler beni oldukça bunaltan yerler oldu. Ayrıca Mazhar karakterinin bir noktadan sonra hikâyeden aniden çekilmesi bana eksik geldi. Onun daha fazla yer almasını, hatta Nazan hapishaneden çıktıktan sonra bir yüzleşme sahnesi olmasını çok isterdim. Açıkçası Haldun’un illa kimsesiz kalıp Avukat Nihat’ın himayesine muhtaç bırakılması da şart değildi; Hikmet’in kızıyla pekâlâ evlendirilebilirdi diye düşündüm.
Genel olarak kitap bana güçlü bir Yeşilçam havası verdi. Çok akıcıydı ve okurken sık sık “şurada müdahale etmeliyim” hissini yaşattıysa, bu