Birkaç yil önce Fransa'da bir kamuoyu araştırması yapılmıştı. Bu araştırmaya göre, insanların yüzde 89'u uğruna yaşayacakları 'bir şeye' ihtiyaç duyduklarını itiraf etmişti. Daha da ötesi, yüzde 61'i yaşamlarında uğruna ölmeye bile hazr oldukları bir şey ya da biri olduğunu söylemişti. Bu anketi Viyana'da çalıştığım hastanede, danışanlar ve personel arasında tekrarlamış ve Fransa'da binlerce insandan elde edilene benzer sonuçlar elde etmiştim: Fark sadece yüzde 2 civarndaydı.
Bu insanlar kendilerine yanlış yapılmış olsa bile, kimseye yanlış yapma hakkının olmadığına yönelik sağduyuyu ancak yavaş yavaş kazanabilirdi. Onlara bu hakikati yeniden kazandırmalıydık, yoksa bunun sonuçları birkaç bin ekinin mahvolmasından daha kötü olabilirdi.
Onlar için değişen tek şey artık ezilen değil, ezen olmalarıydı. Zor kullanımın ve adaletsizliğin nesnesi değil, uygulayıcısı oldular. Davranışlarını, kendi korkunç deneyimlerine dayanarak gerçekleştirdiler. Bu genellikle görünürde önemsiz olaylarda açığa çıkardı.