Kendi içine çekilip, karanlıkta ve kendi doğasının özel taraflarının farkında olmadan yalnızlık içindeyken çok biçimli kutsallığın kudretinin artık daha fazla bilincindeydi ve bu hayal gücünün yarattığı yapıların arasında özgürce, tamamen bağımsız şekilde, iradesine boyun eğmeden, yaşamda ölü ve ölümde canlı olarak istediği gibi dolaşabiliyordu. Geçen saatlerin tüm endişe ve korkuları bedenden çıkıp gitmesinin verdiği sükûnetin sevinci içinde dağılıp yok oluyordu. Her saat karanlığın daha da derinlerine, yeryüzünün taşlı ve siyah köklerine doğru iniyormuş gibi geliyor ama sanki yine de kendini yeni bir yaşamın tohumuna gebeymiş gibi hissediyordu. Belki de toprağı körlemesine kazan bir solucanın yaşamıydı ya da belki de gövdesiyle yukarı doğru büyümeye çalışan bir bitkiydi yahut da soğuk, sessiz ve kendi benliğinden tamamen habersiz bir kayaydı.