şehriban

şehriban
@sehribank
instagram.com/kitapedebiya?ig... “Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan biriyim.” Sabahattin Ali
Öğretmen
Pamukkale Üniversitesi
Van
Sanat, Edebiyat, Felsefe
194 okur puanı
Mayıs 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
çünkü yaşamımız, varlığımız daima ölüme; sevgi yitirişe; özgürlük korkuya ve gelişme ayrılığa perçinlenmiştir. Biz, hepimiz, bu işin içinde birlikteyiz.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Anlam, anlamlı etkinlikler sonucunda oluşur: doğrudan doğruya ne kadar ardına düşersek onu bulmamız olasılığı da o kadar azalır; anlam hakkında sorulabilecek mantıklı sorular daima yanıtlardan daha uzun ömürlü olacaktır.
Yaşamımızı çift çift ya da gruplar içinde geçirmek için çok çaba harcasak da, gerçeğin - yalnız doğduğumuz ve yalnız, ölmek zorunda olduğumuz gerçeğinin - özellikle ölüme yaklaşırken ürpertici bir berraklıkla ortaya çıktığı anlar vardır. Ölüme yaklaşan pek çok hastadan, ölmenin en korkunç yanının onu yalnız yapmak zorunda olmaları olduğunu duydum. Yine de, ölüm anında bile, bir başkasının tüm varlığıyla yanımızda olma isteği bu yalnızlığın içine işleyerek onu hafifletebilir. "Usulca Gitme" öyküsünde bir hastanın dediği gibi, "Teknende yalnız da olsan, yakınlarda inip çıkan diğer teknelerin ışıklarını görmek her zaman avutucudur."
Erkekler ve kadınlar - hem hiç de çaresiz ve yoksul olmayan, başarılı, sağlıklı, iyi giyimli, yürürken ışıltı­ lar saçan insanlar - ta derinlerinde çalkantılar yaşarlar. Sonsuza dek yitirmiş oldukları kişilere - ölmüş ya da yanlarında olmayan anne ve babalara, eşlere, çocuklara, arkadaşlara - seslenirler: "Seni tekrar görmek istiyorum." "Sevgini istiyorum." "Benimle gurur duyduğunu bilmek istiyorum." "Seni sevdiğimi ve bunu sana hiç söylemediğim için ne kadar pişman olduğumu bilmeni istiyorum." "Dönmeni istiyorum - öyle yalnızım ki." "Hiç yaşamadığım çocukluğumu istiyorum." "Sağlıklı olmak, yeniden genç olmak istiyorum. Sevilmek, sayılmak istiyorum. Yaşamımın bir anlamı olsun istiyorum. Bir şey başarmak istiyorum. Umursanmak, önemli olmak, anımsanmak istiyorum." Ne çok istek. Ne çok özlem. Ve ne çok acı, yüzeye ne kadar yakın, yalnızca birkaç dakika derinde. Yazgı acısı. Varoluş acısı. Hep orada olan, yaşam zarının hemen altında sürekli uğuldayan acı. Ulaşılması böylesine kolay olan acı. Pek çok şey - basit bir grup alıştırması, birkaç dakikalık derin düşünce, bir sanat yapıtı, bir vaaz, kişisel bir kriz, bir kayıp - bize en derindeki isteklerimizin hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini anımsatır: genç kalmak, yaşlanmayı durdurmak, yitirdiğimiz insanların dönmesi, ebedi aşkı bulmak, himaye edilmek, anlam ve önem kazanmak, ölümsüzlüğe kavuşmak. Ne zaman ki bu ulaşılmaz istekler tüm yaşamımıza egemen olur, o zaman yardım almak için aileye, dostlara, dine - bazen de psikoterapistlere- yöneliriz.
“Muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki insan: Artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş diyebilmeli” .