umay

Anlaştık!
Puan vermedi·232 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2025 16:11
Son bir haftadır durduk yere sırıtıyorum. Bu eğer bir seçimse ve iyi geliyorsa neden oyunu oynamayalım ki? Bazen bana yahni veya haşlama getiriyorlar ve Bayan Snow’a dönüşüyorum. Bu açıdan bakınca çok komik oluyor. Hep reddettiğim ve halının altına süpürdüğüm belki ite kaka başımdan savdığım karamsarlığım gün yüzüne çıktı. Ve artık ona sarılasım geliyor. Acıdığımdan değil de anladığım için. O öyle. Yardım eli uzatabilirim ama eli tutmak onun seçimi. Dönüşüm için bir ila üç yıl gerektiğini kendime hatırlatıyor ve hoşça kalın diyorum.
PollyannaEleanor H. Porter · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,4bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·456 syf.··
2024 4. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2024 13:41
"O kadar doğru bir söz ki cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki sahici olmasına gerek yok... Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek." Çok etkileyici değil mi? Gerçekten şibumiye ulaşmak. Ulaşmasam da olur. Ulaşmaya giden o yol... Bahçe bitmese de olur, asıl olan kafamın içindeki bahçe. Hel gerçekten çok güçlü biri. Aslında güçlü de demek istemiyorum, eksik kalır ya da şibumiye ters düşer gibi geliyor. Bu yazıyı yazmak da ters düşüyor hatta. Sadece var olmak, kendinle olmak. Hırslardan, nefretten, koşuşturmacadan arınmak. Go oyununun hayatla bağdaşımı, kiraz ağaçları ve Japonya. Büroksinin burada da karşıma çıkması ve boğulma. Sanayi devrimi sonrası dünyaya kusulan o tetikleyici nefret. İyi ki var.
Şibumi
ŞibumiTrevanian · E Yayınları · 20249,5bin okunma
İdolümsün Anne
10/10
·360 syf.··
2022 7. kitabı
·
66 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2022 21:35
Benim için tam bir baş ucu kitabı, her yere yanımda götürebilirim. Anne Frank, 15 yaşındaki bir çocuğa hatta beraber yaşamak zorunda olduğu yetişkinleri bile afallatacak bir dünya görüşüne sahip. Şimdi demeyin ne yaşamış ne görmüş de bizi afallatacak. Okurken bir yandan hala hayatta olmanın verdiği mutluluk... Fakat yanında vicdan azabıyla birlikte tabii. Yaşadığına şükrediyorsun ama her an yakalanabilirsin de. Herhangi bir takırtıda bile korkudan buz kesilirsin. Hep sessiz olmak zorundasın, bazen saatlerce. Durmadan diken üstündesin. Ve tüm varlığınla bitmesini bekliyorsun. Savaşın artık son bulmasını. Dünyanın öbür ucundaki yaşıtların gibi okula gitmek, öğrenmek, eğlenmek istiyorsun. Ya da yahudiler dışındaki herhangi bir insan gibi özgür olmak, nefes almak, mavinin, yeşilin içinde olmak istiyorsun. "Havayı koklamak ne zaman bize de kısmet olacak?" İki sene boyunca, ergenliğe yeni adım atmış bir çocuk; onu durmadan eleştiren, azarlayan yetişkinlerin içinde kendi kendini sakin tutmaya ve eğitmeye çalışıyor. Bu gelişimi kendi gözlerimle gördüm. Okudum yani. Kitabın başından son sayfalara doğru Anne resmen level atlıyor. Artık daha kontrollü, daha sağlam bir kişiliği oluşuyor, tam bir genç kız... İdolümsün Anne ... Beni en çok üzen şey, (maalesef ki) Anne'nın ümidini hiçbir zaman yitirmemiş olmasıydı. Çünkü Anne'yla birlikte ben de inanmıştım bir gün o sıkıcı ve boğucu Arka Ev den kurtulacaklarına, tekrar okul sıralarına döneceklerine, güneşe, gökyüzüne, doğaya kavuşacaklarına... Hatta kitabını yazıp harika bir yazar olacağına. "Sonunda iyi bir şey... Bittiğini ümit etmek! Barışı ümit etmek!" Bu yüzden sonunu hiç beklemiyordum. Anne, iki sene boyunca bıkmadan, yorulmadan yazdı. Umudunu hep dinç tutarak bu defterini bizlere bıraktı. Naçizene bizlere düşen de onun azmini
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Epsilon Yayınevi · 20238,9bin okunma
8/10
İnsanın içinde ezelden beri var olan potansiyel iyilik ve kötülüğün tek bir bedende saklandığını ve ikisinin birbirinden bağımsız düşünüldüğü takdirde gerçekleşen vahşi çatışmayı anlatıyor kitap. “Tanrısallık sadece imana, erdeme, onura, iyi geçinmeye, özgürlüğe, zafere, sofuluğa değil, aynı zamanda şehvete, hilekârlığa, ölüme, hasede, ihtiyarlığa, yoksulluğa, korkuya, tutkuya, kötü kadere, kırılgan ve hükümsüz yaşamımızın diğer can sıkıcı olgularına da veriliyor.” (Montaigne, Denemeler) Kitapta seçkin, servet sahibi bir ailenin çocuğu olan Dr. Jekyll’ ın ruhunun arzuları ve bedeninin arzuları çatışır. Böylece zevk aldığı şeyleri gizleyen, bir kalıba sokulmuş, ikiyüzlü biri ortaya çıkar. “Külahımı önüme koyup düşünebildiğim bir yaşa gelip de çevreme şöyle bir bakmaya, bu dünyada nereden nereye geldiğimi enine boyuna tartmaya başladığımda ise, çoktan iki yönlü bir hayatın pençesine düşmüş bulunuyordum.” Bunun en büyük nedeni onu bir kalıba sokmaya çalışan baskıcı çevre faktörüdür. Ama her insanın içinde iyiliğin yanında fark etmesek de sessiz sedasız işleyen bir kötülük mekanizması vardır. Ve bu taraf yok sayılmaya çalışılırsa bir anda kontrolden çıkabilir, bizlere belki de asla yapmam dediğimiz şeyleri yaptırabilir. “Belki de bugüne kadar ki söylediklerimizin ya da yaptıklarımızın tam tersini yapmaya meyilli bir insandık, biz kendimizi bu kalıba soktuk.” Dr. Jekyll da içinde yatan kötü yanını bir ilaç yardımıyla ortaya çıkarır. Dr. Jekyll’ın yarattığı bu adam; onun dışarıdan bilinen kişiliğine öyle uzaktır ki onu bu halde görenlerin bile anlatamadığı, herkesin gözünde çarpık biri olarak tanımlanan Edward Hyde artık onun için başka bir bireydir. Bay Hyde’ın yaptıklarından Dr. Jekyll kendini sorumlu tutmaz. Hatta her şeyi açıklığa kavuşturan mektubunda Bay Hyde’ın
Dr. Jekyll ile Bay HydeRobert Louis Stevenson · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,2bin okunma
tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?
9/10
Necip Fazıl’ın bu eserinde bir adam yaratmaya çalışan bir adamın bunu yaparken kendini bulduğuna, kendi kaderini kaleme alışına ve ölümü buluşuna şahit oluyoruz. Olaylar ana kahramanımız Hüsrev’in, kendini incir ağacına asan bir babanın oğlu hakkında bir piyes yazması üzerine gelişiyor. Evine kitap hakkında bilgi almaya gelen bir gazetecinin saygısızlıklarına, basın dünyasının ne denli acımasız olduğuna Hüsrev’in “Saygısızlık da laf mı? O bunu hak diye yapıyor. Onun elinde müthiş bir silah var. Seni tanıması, seni meşhur kabul etmesi. Biz onların ceplerinden başka bir şey değiliz. Ellerini uzatıyorlar ve bizi karıştırıyorlar.” sözlerinden varabiliyoruz. Esasında Hüsrev kimse bilsin istemese de gazetecinin hakkında düşündükleri doğrudur. Necip Fazıl aslında en başta sanatçıların eserlerinin kendilerinden ve hayatlarından parçalar taşıdığını ve bir eserin, yaratıcısından bağımsız düşünülemeyeceğini anlatmak istemiştir. Hüsrev çok defa arkadaş ihanetine uğrar. Dostu bildiği psikoloji doktoru Nevzat, Hüsrev’i kendi hastanesine yatırıp reklam yapma peşindedir. Şeref ise gazetesinin satması için tiyatro oyununun daha önce yaşanmış olduğunu ifşa eder. Kendini de “Cemiyetin malı olan insanlar, şüphesiz ki şahıs mülkiyetlerinden feda ederler.” diyerek tanınmış kimselerin mahremiyetlerinin olamayacağını savunur. Gazetede yazan başka bir haber ise Selma’nın Hüsrev’e âşık olduğudur. Beni en etkileyen yerlerden biri Hüsrev’in Selma hakkında yıllarca içinde yaşadığı, dışarı vurma imkânının olamadığı gizli aşkıdır. Bunu şu sözleriyle itiraf eder Hüsrev: “Müsaade edin de onu bundan sonra da ben seveyim! Kırkına basan yaşımla, bu tımarhanelik halimle, bir baba gibi değil bir erkek gibi seveyim Selma’yı. Müsaade etmez misiniz? Bir ölüyü sevemez miyim?” Bir tiyatro oyunu olarak
Bir Adam YaratmakNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 202011,6bin okunma